SİPERDEKİ FIRTINA

BÖLÜM 53: SİSLERİN ARDINDAN GELEN AHİD VE TOPRAĞIN

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

BÖLÜM 53: SİSLERİN ARDINDAN GELEN AHİD VE TOPRAĞIN [Metehan'ın Anlatımından] Saat 11:30. Rize Askeri Hastanesi’nin helikopter pisti. Skorsky’nin devasa kanatları Karadeniz’in nemli havasını savurarak yavaşlarken, pervanenin çıkardığı o ritmik uğultu yerini pistin kıyısındaki ambulans ve askeri araçların rölanti seslerine bıraktı. Helikopterin kapısı açıldığında içeri dolan hava, günler boyunca ciğerlerimize kazınan Hakurk’un o yanık barut, buz ve kayalık kokusu değildi artık. Genzi yakan, çam ağaçlarının ve hemen ötelenen denizin tuzlu nemini taşıyan Karadeniz toprağının kokusuydu. "Kaptan, dikkat et," dedi Sedat Abi, helikopterin basamağından inerken sağ kolumdan hafifçe destek vererek. "İyiyim abi," dedim duruşumu bozmadan. Bordo Bereli adama, helikopterden inerken birine yaslanmak yakışmazdı. Bedenim kan kaybından, eksi otuz derecelik ayazın kemiklerime işleyen sızısından ve omzumdaki patlamış dikişlerin yangınından sarsılıyordu ama adımlarım sağlamdı. Botlarım pistin ıslak betonuna bastığında derin bir nefes aldım. Pistin kenarında bekleyen doktorlar ve sıhhiye personeli hızla yanımıza koştu. "Komutanım! Sedyeyi getirelim, omzunuzdaki sargı tamamen kanamış!" dedi üsteğmen doktor panikle. "Gerek yok üsteğmenim," dedim sesimi toparlayarak. "Ayaktayım. Timdeki çocukların ilk pansumanlarını yapın. Ben revire yürüyerek geçerim." Sağ elim doğrudan hücum yeleğimin sol iç cebine gitti. Parmaklarımı kumaşın üzerine bastırdığımda, Ayla’nın o yeşil kadife kılıfa sarıp emanet ettiği gümüş kaşlı yüzüğün sertliğini hissettim. Hakurk’un mağaralarında, patlayan roketlerin ve fırtınanın ortasında kalbimin üzerinde duran o yüzük, bir an bile soğumamıştı. "Geldik Ayla’m..." dedim fısıltıyla, hastane binasının arkasında yükselen sisli yeşil dağlara bakarak. "Boğaz düşmedi, sığınak temizlendi. Emanetin lekelenmeden, alnımızın akıyla geldik." Revir odasına geçtiğimde doktor parkamı ve hücum yeleğimi dikkatle çıkardı. Sargı bezi etime donmuş ve kurumuş kanla kaynadığı için tabip üsteğmen gazlı bezi ılık serum fizyolojikle ıslatarak yavaşça soymak zorunda kaldı. Etime giren o keskin sancı karşısında tek bir mimik bile oynatmadım. Gözlerimi pencereden görünen Rize vadisine, o vadinin yukarısındaki ahşap evin olduğu yöne çivilemiştim. "Komutanım, dikişlerin neredeyse tamamı açılmış. Doku zedelenmesi var ama enfeksiyon kapmamış. Hakurk’un ayazı bir bakıma wound'u dondurup korumuş. Yeniden dikiş atacağız," dedi doktor. "Sadece işini yap üsteğmenim," dedim düz bir sesle. "Vaktimiz az. Ahşap evde duasıyla bekleyenler var." Doktor hızlı ve maharetli parmaklarla müdahalesini tamamlayıp omzumu temiz gazlı bezlerle sardıktan sonra üzerime temiz, koyu yeşil askeri kazağımı giydim. Sağ elimle cebimdeki yeşil kadife kılıfı çıkardım. Gümüş kaş, revirin ışığında pırıl pırıl parıldıyordu. Üzerinde ne bir barut karası ne de bir leke vardı. "Nöbet devrediliyor..." diye fısıldadım. Revir kapısını açıp dışarı çıktığımda, beni ahşap eve götürecek olan askeri arazi aracı bahçede çalışır vaziyette bekliyordu. [Ayla'nın Anlatımından] Rize’de ikindi vakti yaklaşırken güneş, sis perdesinin arkasından süzülüp ahşap evin avlusunu kızıl ve altın rengi bir ışıkla yıkıyordu. Fırtına Deresi’nin sesi artık bir fırtına ağıtı gibi değil, vadinin huzurunu müjdeleyen coşkun bir türkü gibi geliyordu kulağıma. Bahçedeki ulu çam ağacının altındaki sedire oturmuştum. Kucağımda, günlerdir gözyaşlarımla ve dualarımla ıslanan o yeşil nakışlı örtü vardı. Gece yarısı telsizden gelen o müjdeli haberden sonra içimdeki o devasa kayanın eriyip gittiğini hissetmiştim. Ama tam bir sükûnet için, o bot seslerini bu ahşap evin patikasında duymam gerekiyordu. "Ayla’m..." Asiye teyze bahçe kapısının yanındaki ahşap basamaklarda belirdi. Yüzündeki o çizgilerde aylardır süren endişe yerini bir ananın gururuna bırakmıştı. Elindeki bakır ibrikle avlunun girişindeki taşları suluyordu. "Teyze?" dedim ayağa kalkarak. "Geliyorlar kızım," dedi Asiye teyze, sesi sevinçten titreyerek. "Askeri araç kasabadan yuka…

Bölümün tamamını WritePad'de oku