SİPERDEKİ FIRTINA

BÖLÜM 52: KANYONDAKİ KOR VE LEKESİZ SANCAK

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

BÖLÜM 52: KANYONDAKİ KOR VE LEKESİZ SANCAK [Metehan'ın Anlatımından] Saat 06:15. Hakurk ana kamp bölgesinin girişindeki 4 numaralı kanyon, barut dumanından ve patlayan roketlerin ısısından bir fırın kapağı gibi kavruluyordu. Dakikalar önce eksi otuz bir derecelik ayazla donan kayalıklar, şimdi üzerlerine düşen mermi kovanlarının ve patlamaların etkisiyle eriyen karların buğusuna bürünmüştü. Gökyüzü kirli bir kurşun rengindeydi. Dağların doruklarından süzülen rüzgâr, kanyon tabanında savrulan barut kokusunu genzimize kadar dolduruyor, her nefes alışımızda ciğerlerimizi çelik bir mil gibi yakıyordu. "Kaptan! Mağara ağzındaki ikinci emniyet mevziini düşürdük ama sol kanattaki sarp kayalıktan ağır makineli tüfek ateşi geliyor! Sedat Abi ve Burak kayanın arkasında sıkıştı!" Yasin’in telsizden gelen sesi kesik kesikti. Sol tarafıma doğru baktığımda, kayalıkların üzerindeki karların Bixi mermileriyle darmadağın olduğunu gördüm. Sol omzumdaki yara artık sızlamayı bırakmış, sıcak kanın askeri parkamın altına doğru süzüldüğünü hissedebiliyordum. Rize’deki Askeri Hastane’de atılan o taze dikişler, Hakurk’un bu kayalıklarında tek tek zorlanıp patlamıştı. Bedenim yorgunluktan ve kan kaybından hafifçe sarsılıyordu ama zihnim çelik bir yay gibi gergindi. Bordo Bereli için acı, sadece tamamlanması gereken görevin önündeki küçük bir teferruattı. "Mustafa!" diye kükredim telsizden, hücum yeleğimin şarjör cebinden son yedek şarjörlerden birini çıkarıp tüfeğe takarken. "Sedat Abilerin üzerindeki baskı ateşini kesmek için roketatarı hazırla! Ben sağ kanattan açılıp hedef şaşırtacağım!" "Kaptan yapmayın! Sol omzunuz yaralı, açıkta kalırsınız!" "Laf dinle Mustafa! Baskı ateşini kurun!" Sağ elimi bir anlığına, istemsizce hücum yeleğimin sol iç cebine götürdüm. Ayla’nın o yeşil kadife kılıfa sarıp göğsüme yerleştirdiği, babasından kalan gümüş kaşlı yüzük... Göğüs kafesime batan o gümüş sertlik, mermilerin havada ıslık çaldığı bu cehennem sıcağında bana tarifsiz bir direnç pompalıyordu. Gözlerimin önüne bir anlığına Rize’deki o ahşap evin bahçesi belirdi. Ulu çam ağacının altında, elinde tespihiyle seccadesine kapanmış, başı katıksız beyaz tülbentli Ayla... 'Bu yüzük senin göğsünde attıkça, bu vatan da bu sevdalık da lekesiz kalacak...' Ayla’nın o duru sesi kanyonun gürültüsünü yarıp zihnime kazındı. "Lekesiz kalacak Ayla’m..." dedim fısıltıyla, tüfeğimin emniyetini açarak. "Bu dağlarda vatan toprağını kirletmeyeceğiz, o edep sancağını yere düşürmeyeceğiz." Kayanın arkasından fırladım. Kar tabakasının üzerine yatarak sağ kanattaki mevziye doğru yoğun bir baskı ateşi başlattım. Mermiler etrafımdaki buz kütlelerini un ufak ederken, Sedat Abi ve Burak fırsattan istifade ederek sıkıştıkları kayanın arkasından sıyrılıp ileri hat mevziine kaydılar. "Bordo Timi! İlerle!" diye haykırdım, Hakurk’un sarp dağlarını inleterek. "Ana sığınağa giriyoruz! Tek bir hain geri çekilemeyecek!" [Ayla'nın Anlatımından] Rize’de sabahın ilk ışıkları söküyordu ama gökyüzü hiç aydınlanmamış gibi kapkaraydı. Fırtına Deresi’nin gürültüsü geceden beri artarak devam etmiş, vadinin üzerindeki çam ormanları şiddetli rüzgârın etkisiyle adeta bir ağıt yakar gibi uğuldamaya başlamıştı. Ahşap evin üst katındaki odada, seccademin üzerinde oturuyordum. Gece yarısından beri kımıldamadan durmaktan bacaklarımdaki his kaybolmuş, belim kaskatı kesilmişti. Ama kalbimdeki o amansız darlık, göğsümün ortasına oturmuş olan o kocamış kaya bir an bile hafiflememişti. Elimi elbisemin sol cebine soktum. Yüzüğün boşluğu parmaklarımı yaktı. Babamın hatırası olan o gümüş yüzük şimdi Hakurk’un barut dumanıyla kaplı kanyonlarında, Metehan’ın kanayan omzunun tam altında atıyordu. Odanın kapısı yavaşça açıldı. Asiye teyze içeri girdi. Elinde tuttuğu gaz lambasını ahşap masanın üzerine bıraktı. Yüzündeki çizgiler gecenin yorgunluğundan ve çaresizliğinden daha da derinleşmişti. "Ayla’m..." dedi Asiye teyze, sesi titreyerek yanıma çökerken. "Kalk bir soluklan kızım. Sabah oldu. Göz kapakların süzülmüş, dudakların…

Bölümün tamamını WritePad'de oku