SİPERDEKİ FIRTINA

BÖLÜM 51: DONDURUCU HAT VE İLK SIZMA

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

BÖLÜM 51: DONDURUCU HAT VE İLK SIZMA [Metehan'ın Anlatımından] Saat 04:45. Hakurk ana kamp bölgesini çevreleyen 4 numaralı derin kanyonun tabanı. Hava sıcaklığı eksi otuz bir dereceye kadar düşmüştü. Nefesimiz ciğerlerimizden çıkarken anında kristalleşip bıyıklarımızda ve miğferlerimizin kenarlarında buz kütlelerine dönüşüyordu. Hakurk bu kez sadece terör unsurlarıyla değil, doğanın o acımasız, insafsız soğuğuyla da üzerimize yükleniyordu. Botların altındaki donmuş kar tabakası her adımda bir cam kırılması gibi ses çıkarabilirdi; bu yüzden sekiz adam, sanki toprağın üstünde değil de bir pamuk ipliğinin üzerinde yürür gibi santim santim ilerliyorduk. "Kaptan..." Sedat Abi telsiz cızırtısını en alt seviyeye indirerek yanıma kadar süzüldü. Yüzündeki kamuflaj boyası dondurucu soğukta derisine yapışıp çatlamıştı. "Ana kamp bölgesinin dış emniyet devriyelerini geçtik. Ancak kanyonun sarp noktalarında termal kameralar ve Doçka mevzileri var. Düz yoldan ilerlemek intihar olur." Tüfeğimi göğsüme basıp kayalığın buz tutmuş gölgesine sığındım. Sol omzumdaki yara Rize’den ayrıldığımızdan beri dondurucu havanın etkisiyle zonkluyordu ama o ağrı artık zihnimin kapısından içeri giremiyordu. Sağ elimi hafifçe kaldırıp hücum yeleğimin sol cebine bastırdım. Ayla’nın elleriyle koyduğu babasının gümüş kaşlı yüzüğü... Rize’deki o ahşap evin verandasındaki helalleşme anı zihnimde tek bir kare gibi parıldadı. Ayla’nın o duru gözleri, tülbendinin ucundaki ıslaklık ve "Bu boynundaki edep lekelenmeyecek" deyişi... Hakurk’un bu buz tutmuş cehenneminde beni ve timi ayakta tutan şey sadece askeri disiplin değil, arkamızda bıraktığımız o lekesiz emanetlerdi. "Mustafa, Yasin..." dedim telsizden fısıltıyla. "Sağ taraftaki sarp kayalığa tırmanacaksınız. Doçka mevziini sessizce bertaraf etmeden ana gruba ilerleme emri vermeyeceğim. Hareket geçin." "Anlaşıldı Kaptan," dedi Yasin. İki gölge karanlığın içinde dik kayalıklara doğru tırmanmaya başladı. Tüfeğimin gezi üzerinden kanyonun derinliklerine baktım. Şafak vakti yaklaşıyordu. Hakurk’ta şafak, barut ve kan kokusunun başlangıcı demekti. Ama o şafak ne kadar karanlık olursa olsun, bu dağları temizlemeden geri dönmeyecektik. [Ayla'nın Anlatımından] Rize’de ikindi vakti yaklaşırken vadiye çöken sis iyice koyulaşmıştı. Ahşap evin bahçesindeki ulu çam ağacının dalları rüzgârın şiddetiyle gıcırdıyor, ince bir kar çiselemesi pencereleri dövüyordu. Metehan’ın Rize pistinden helikopterle havalanmasının üzerinden saatler geçmişti ama benim için zaman Hakurk’un o dondurucu dağlarında durmuş gibiydi. Odanın ortasında, seccademin başındaydım. Elbisemin sol cebine parmaklarım gittiğinde parmak uçlarım boşluğa dokundu. Babamın gümüş yüzüğü artık bu evde değildi; Hakurk’ta, Metehan’ın sol omzunun altında, atan kalbinin tam üzerindeydi. O yüzük orada durdukça benim bu Rize vadisinde rahat bir nefes almaya utancım vardı. Asiye teyze kapıyı aralayıp içeri girdi. Elindeki bakır tepside bir kâse sıcak çorba vardı ama yüzündeki ifadeden onun da lokma yutamadığı belliydi. "Ayla’m..." dedi Asiye teyze, çorbayı masaya bırakıp yanıma diz çökarak. "Biraz çorba iç kızım. Gece yarısından beri ne bir yudum su içtin ne bir parça ekmek yedin." "Teyze..." dedim, sesim duadan ve pürüzlü ayazdan kısılarak. "Metehan Hakurk’un eksi otuz derecelik ayazında karın üstünde yatarken, omzundaki yara tam kapanmamışken ben bu sıcak odada çorba içemem." Asiye teyze gözleri dolarak ellerimi tuttu. "Asker helalinin yüreği böyledir işte," dedi fısıltıyla. "Ama sen güçlü duracaksın Ayla’m. Senin duan orada o çocuklara zırh oluyor. Bak, babanın hatırası onun göğsünde. O yüzük ona yoldaş, sana da sabır mühürüdür." Pencereye doğru yürüdüm. Ahşap pervaza tutunup güneye, Hakurk’un olduğu o uzak dağlara doğru baktım. Sis vadinin üzerini kaplamıştı ama zihnimdeki görüntü pürüzsüzdü: Metehan tüfeğini kavramış, alnındaki teri buz tutmuş bir halde vatan toprağını koruyordu. "Allah’ım..." diye fısıldadım pencerenin buğusuna doğru. "Onu ve timini muhafaza eyle. Boynumuz…

Bölümün tamamını WritePad'de oku