SİPERDEKİ FIRTINA

BÖLÜM 50: VEDA VAKTİ VE HAKURK’UN SON KEDERİ

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

BÖLÜM 50: VEDA VAKTİ VE HAKURK’UN SON KEDERİ [Metehan'ın Anlatımından] Saat gece yarısı 03:15. Rize’nin sarp vadilerine çöken karanlık, fırtınayla harmanlanmış ıslak bir Karadeniz soğuğuyla ağırlaşmıştı. Dışarıda Fırtına Deresi’nin kayaları döven hırçın sesi, ahşap evin duvarlarında çatırtılar uyandırıyordu. Masa lambasının cılız ışığında, cebimden çıkardığım şifreli askeri telsiz ünitesinin ekranında yanan kırmızı ışığa bakıyordum. Cihaz cızırdadı ve Tabur Komutanı Albay Yılmaz’ın o tok, müsamahasız sesi odayı doldurdu: "Bordo-1, Yılmaz Albay. İstirahat süren doldu evlat. Hakurk ana kamp bölgesinde sızma istihbaratı doğrulandı. 3 numaralı boğazın gerisindeki derin kanyonda son büyük yuvalanma var. Süpürme harekâtı için düğmeye basıldı. Helikopter sabah 05:00’te Rize pistinden kalkıyor. Tim toplanıyor." Sol omzumdaki taze dikişler, lafın burasında görünmez bir sızıyla sarsıldı. Kolumu hafifçe oynattım. Yaram tam kapanmamıştı ama o telsiz mesajından sonra bedenimin ne dediğinin hiçbir ehemmiyeti kalmamıştı. Vatanın sarp dağları çağırıyorsa, bir Bordo Bereli için mazeretler, sargılar ve ağrılar hükümsüzleşirdi. "Anlaşıldı komutanım," dedim sesimdeki tek bir titremeye bile geçit vermeden. "Bordo-1 hazır. On dakika içinde pistteyim. Vatan sağ olsun." Telsizi kapatıp hücum yeleğimi giydim. Siyah parkamı omuzlarıma geçirirken bakışlarım odanın köşesinde duran küçük tahta masaya takıldı. Orada, o yeşil kadife kılıfının içinde, Ayla’nın elleriyle nakışladığı ve babasından kalan gümüş kaşlı yüzük duruyordu. Yavaşça masaya yaklaştım. Sağ elimle yüzüğü aldım. Bu sefer cebime atmadım; o yüzük artık bir hatıra değil, Hakurk’un o dondurucu ve kapkara bağrına yürürken göğsümün üzerindeki tek zırhımdı. Merdivenleri sessizce indim. Ahşap evin verandasına çıktığımda, Karadeniz’in buz gibi poyrazı yüzüme çarptı. Ama yalnız değildim. Ayla verandadaki ahşap direğe sırtını dayamış, katıksız beyaz tülbendiyle gecenin karanlığında bir kuğu gibi vakur ve sessiz duruyordu. Gözlerinde uykunun izi bile yoktu. Telsizin cızırtısını, Albay’ın emrini duymuştu. Asker helali olmak, daha söylenmeden felaketi de zaferi de sezmek demekti. [Ayla'nın Anlatımından] Telsizin sesi ahşap evin sessizliğini bir bıçak gibi kestiğinde ben zaten seccademin başındaydım. Metehan’ın verandanın ahşap basamaklarından inen tok bot seslerini duyduğumda göğsümün ortasına kocamış bir kaya oturdu. Nefesim daraldı, şakaklarımdaki kan basıcı zonklamaya başladı. Günlerdir içimde büyüttüğüm o tatlı hamd, yerini ansızın kapkara, dondurucu bir vedanın gölgesine bıraktı. Ahşap direğe tutunup ayağa kalktım. Metehan parkasının fermuarını çekmiş, hücum yeleğini kuşanmış bir halde karşıma dikildi. Sol omzundaki yaranın henüz iyileşmediğini, parkasının altından hafifçe kasılan duruşundan anlıyordum. Ama gözleri... O gözler Rize’nin sisli vadisine değil, Hakurk’un o kanlı, dondurucu kayalıklarına bakıyordu artık. Bir adamın gözlerine dağ çökmüşse, onu hiçbir kadın, hiçbir sevda şehirde tutamazdı. "Gidiyorsun..." dedim. Sesim Rize’nin buğulu rüzgârında bir fısıltı gibi kayboldu. "Gidiyorum Ayla’m," dedi Metehan. Aramızda yine o iki adımlık edep mesafesi vardı. "Son kanyon kalmış. Hakurk’u tamamen temizlemeden, o dağlardaki son haini bertaraf etmeden bize durmak haramdır." Elini cebine soktu. Yeşil kadife kılıftan çıkardığı babamın gümüş kaşlı yüzüğünü avcunun içinde bana doğru uzattı. "Rize’den çıkarken bana senin ellerinle takmanı istemiştim," dedi. Sesindeki o sert komutan edası bir anlığına kırıldı; yerini katıksız, derin bir hürmet ve sevdaya bıraktı. "Bu yüzük Hakurk’a benimle gelecek Ayla. Ya bu yüzükle, alnımın akıyla bu ahşap eve geri döneceğim... Ya da bu gümüş kaş, bu vatan toprağında kalbimin üzerinde mühür kalacak." Gözlerimden süzülen yaşları tutamadım. Islak tülbendimin uçları rüzgârda savrulurken iki adım öne çıktım. Titreten ellerimle gümüş yüzüğü avcundan aldım. Parmağına takmadım; yüzüğü alıp parkasının sol üst cebine, tam kalbinin, o yaralı omzunun altına denk gelen yere yavaşç…

Bölümün tamamını WritePad'de oku