BÖLÜM 5: SİSLİ UFKUN KUVVETİ
Yazar: zeynep ay

[Metehan'ın Anlatımından] Sınırın sıfır noktasındaki sızma operasyonu sabaha karşı başarıyla tamamlanmış, tim harekat üssüne kayıpsız dönmüştü. Ancak dağdaki fırtına dinse de içimizdeki teyakkuz hali hiç bitmezdi. Çamurlu botlarımı koyu gri beton zemine bastırarak silah temizleme alanına geçtim. Tüm tim yan yanaydık. Sedat Abi tüfeğinin mekanizmasını sökerken bir yandan da mırıldanarak türkü söylüyordu. Kemal ise elindeki bezle kundağı silerken aklı uzaklardaydı. "Kaptan," dedi Sedat Abi kafasını kaldırmadan. "Rize’den haber var mı? Bizim Hatice dün aradı, Ayla kızımızla tanışmışlar. Asiye Anamın yanındaymış." Tüfeğin iğnesini temizleyen elim bir an için duraksadı. Yüzümdeki mimikleri kontrol altında tutarak işime devam ettim. "Haberim yok Sedat Abi," dedim düz bir sesle. "Annemle konuşmadım henüz." "Hatice çok sevmiş kızı," diye devam etti Sedat Abi, sesine o tecrübeli abilik tonunu yükleyerek. "Babası yeni vefat ettiği için boynu bükük ama maşallah öyle edepli, öyle duru bir kız ki diyor... Bizim sıpa Ömer de kucağından inmemiş." Ömer’in Ayla’nın yanında oluşunu, o yetim kızın küçük bir çocuğun başını okşayışını hayal etmek göğüs kafesimin ortasına ılık bir sızı bıraktı. Ama hemen toparlandım. Asker adamın dikkati dağılmamalıydı; hele ki dudaklarına kilit vurmuş, hislerini kendine bile itiraf etmekten kaçınan bir adamsa... "Komutanım," dedi Kemal araya girerek. "Biz bu dağlarda vatanı beklerken arkamızda bizi bekleyen birilerinin olduğunu bilmek insana kurşundan daha güçlü bir zırh oluyor. Ayla Hanım’ın duaları da bu timin üzerindedir, eminim." "Asker!" dedim sesimi biraz sertleştirerek. İkisinin de gözleri bana döndü. "Biz buraya vatan savunmasına geldik. Gönül işlerini, evdeki muhabbetleri siperde konuşmayız. Herkes görevine odaklansın." İkisi de emrin ciddiyetini anlayıp başlarını eğdiler. "Emredersiniz komutanım," dediler aynı anda. Ben o sert duruşu korumak zorundaydım. Ayla’yı kendi tehlikeli hayatımın bir parçası haline getirmek, ona verebileceğim en büyük zarardı. O Rize’nin duru kızıydı; ben ise ne zaman dönüp dönmeyeceği belli olmayan bir dağ kurduydum. Aradaki o saygı ve edep mesafesi kalmalıydı. Kalmalıydı ki yarın bir gün adım künyeden silindiğinde arkamda tamamen yıkılmış bir yürek bırakmayayım... [Ayla'nın Anlatımından] Rize’nin puslu sabahında bahçedeki çay çalılarının arasında yürüyordum. Hava soğuktu ama içimdeki o tuhaf bekleyiş havadan daha keskin bir ayaza sahipti. Hatice abla ve Zeynep ile tanıştığımdan beri kışlanın, asker yolu beklemenin ne demek olduğunu daha iyi anlıyordum. Onlar yıllardır bu korkuyla yaşamayı öğrenmişlerdi. Bense henüz yolun çok başındaydım; hatta o yolun üzerinde durmaya hakkım olup olmadığını bile bilmiyordum. Metehan Bey beni sadece babamın emaneti, mahallenin bir yetimi olarak görüyordu. "Ayla kızım!" Asiye teyzenin sesiyle arkamı döndüm. Ahşap evin balkonundan bana el sallıyordu. "Gel müsaitsen, Hatice’yle Ömer yine geldiler. Birlikte çay içelim." Gülümsedim. Ömer’in adını duymak bile içimi ısıtmıştı. Hızlı adımlarla eve doğru yürüdüm. Salona girdiğimde Ömer elindeki oyuncak helikopterle halının üzerinde koşturuyordu. Beni görünce hemen yanıma koştu, bacaklarıma sarıldı. "Ayla Abla! Bak babam telefonda ne dedi! Metehan Amcam çok iyiymiş, teröristleri kaçırmışlar!" Kalbim o an sanki göğsümden fırlayacakmış gibi attı. Metehan Bey iyiydi... O fırtınalı dağlarda sağ salim nöbetine devam ediyordu. "Öyle mi Ömercan?" dedim diz çöküp saçlarını okşayarak. "Çok şükür... Rabbim hepsini korusun." Hatice abla bana bakıp hafifçe gülümsedi. O tecrübeli gözler içimdeki o gizli paniği ve ardından gelen rahatlamayı hemen sezmişti ama beni utandırmamak için tek bir kelime bile etmedi. "Asiye Teyze," dedi Hatice abla çayından bir yudum alarak. "Bizim beyler haftaya kısa bir ikmal için kışlaya döneceklermiş. Birkaç gün kışla lojmanında kalacaklar." Asiye teyze ellerini semaya açtı. "Çok şükür Rabbime... Gözümüz yollarda kalmıştı." Metehan Bey gelecekti. Rize’ye, toprağına, annesinin yanına değil…