SİPERDEKİ FIRTINA

BÖLÜM 47: DAĞLARIN ARDINDAN GELEN SES VE BEKLEYİŞİ

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

BÖLÜM 47: DAĞLARIN ARDINDAN GELEN SES VE BEKLEYİŞİN MÜHRÜ [Metehan'ın Anlatımından] Gece yarısı 02:30. 3 numaralı boğazda dumanlar yavaş yavaş çekilmiş, yerini kanyonun derinliklerinden yükselen o kimsesiz, uğultulu poyraza bırakmıştı. Geri çekilen terör unsurunun ardından kanyon tabanı tamamen sessizliğe gömülmüştü. Ancak Hakurk’ta sessizlik hiçbir zaman emniyet demek değildi; aksine, pusunun, dondurucu ayazın ve her an patlamaya hazır bir Mayının gizlendiği tekinsiz bir parantezdi. Hava sıcaklığı eksi yirmi dokuz dereceye kadar düşmüştü. Miğferin altından şakaklarıma süzülen ter çoktan kaskatı kesilmiş, botların içinde parmaklarımı hissetmek neredeyse imkânsız hale gelmişti. "Kaptan..." Sedat Abi telsiz cızırtısını bozmadan yanıma kadar emekledi. Yüzündeki barut ve İs tabakası dondurucu soğukta derisine yapışmıştı. "Tabur ana merkezinden kodlu mesaj var. Destek timi alt kulvardan boğaza girmek üzere. Bizim için intikal emri verildi." Sağ elimle kayalığın buz tutmuş yüzeyine tutunup hafifçe dikleştim. Sol omzumdaki yara artık sızlamıyordu; soğuktan tamamen uyuşmuş, hissiz bir ağırlığa dönüşmüştü. Sargı üniformama kanla kaynamıştı ama ayaktaydım. Sekiz adamın hepsi kayalıkların arkasında, son mermilerini şarjörlerine basmış bir halde beklemedeydi. "Merkez, Bordo-1 konuşuyor," dedim telsiz mandalını sıkarak. Sesim çatallı ve pürüzlüydü. "Boğaz emniyette. Zayiatımız yok, hafif yaralılarımız mevcut. İntikal için hazırız. Tamam." "Anlaşıldı Bordo-1. Görevinizi başarıyla tamamladınız. Alt kulvardaki helikopter pistine intikal edin. Sıhhiye ve ikmal ekibi sizi bekliyor. Allah yardımcınız olsun. Tamam." Telsizi kapatıp başımı gökyüzüne kaldırdım. Hakurk’un kapkara, yıldızsız göğü üzerimize çökecekmiş gibi duruyordu. Sağ elimi hücum yeleğimin sol iç cebine attım. Ayla’nın o yeşil kadife kılıfa sarıp göğsüme yerleştirdiği gümüş yüzük... Parmaklarımı kumaşın üzerine bastırdığım an, kalbimin atışını o gümüş kaşın altında yeniden hissettim. Bu dağlarda günler gecelere, geceler barut kokan şafaklara karışmıştı ama o yüzük kalbimin üzerinde bir an bile soğumamıştı. Zihnimde Rize’deki ahşap evin kokusu belirdi. O ahşap odanın ortasında, gözlerini seccadeden kaldırmadan dualar eden kızın silueti... 'Sen kaç kere dağa çıkarsan çık Metehan... Ben burada o gümüş yüzükle senin nöbetini tutacağım.' "Nöbetin sonuna geliyoruz Ayla’m..." dedim fısıltıyla, rüzgârın uğultusuna karşı. "Boğazı tuttuk. Vatan toprağını hainlere çiğnetmedik. Şimdi o yüzüğü ait olduğu yere, senin duayla bekleyen ellerine getirme vaktidir." "Tim, toparlanın!" diye komut verdim yavaşça. "Alt kulvara süzülüyoruz. Dikkatli adım atın, bastığınız kar ses çıkarmasın. Hakurk’tan çıkıyoruz." [Ayla'nın Anlatımından] Rize’de gece yarısından sonra saat üçe geliyordu. Ahşap evin üst katındaki odada çıt çıkmıyordu. Sobadaki çam odunlarının son korları kızıl bir ışık yansıtıyor, duvarlarda cılız gölgeler dans ediyordu. Dışarıdaki fırtına dinmiş, yerini Fırtına Deresi’nin uzaklardan gelen o ritmik, coşkun gürültüsüne bırakmıştı. Seccademin üzerindeydim. Dizlerimdeki his çoktan gitmişti ama kalbimdeki o amansız daralma, o göğsümü sıkıştıran ağır taş ilk defa bu gece hafiflemeye başlamıştı. Elimi elbisemin sol cebine soktum. Yüzüğün boşluğu hâlâ oradaydı ama içimdeki yangın yerini tuhaf, derin bir sükûnete bırakmıştı. Yüreğime bir damla serin su dökülmüş gibiydi. Odanın kapısı yavaşça aralandı. Asiye teyze elinde tuttuğu gaz lambasıyla içeri girdi. Yüzündeki o çizgilerde ilk defa bu kadar belirgin bir umut kırıntısı vardı. "Ayla’m..." dedi Asiye teyze, sesi titreyerek. Seccadenin yanına kadar gelip diz çöktü. "Teyze?" dedim, başımı kaldırarak. Gözlerim saatlerdir ağlamaktan ve duadan kızarmıştı. "Telsizden haber geçmişler kızım," dedi Asiye teyze, ellerimi tutup göğsüne bastırarak. "Askeriye karakoluna bilgi düşmüş. Metehan’gül boğazı emniyete almışlar. Çatışma bitmiş... Şimdi geri çekiliyorlarmış." Göğsümden devasa bir nefes boşaldı. Şakaklarımdaki o günlerdir zonklayan kan basıcı anında çe…

Bölümün tamamını WritePad'de oku