SİPERDEKİ FIRTINA

BÖLÜM 46: SON BARAJ VE TOPRAĞIN KOKUSU

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

BÖLÜM 46: SON BARAJ VE TOPRAĞIN KOKUSU [Metehan'ın Anlatımından] Şafak söktükten sonra Hakurk kanyonu bir daha hiç sakinleşmedi. 3 numaralı boğazın girişindeki kayalıklar, namlu ağızlarından çıkan alevlerle ve patlayan mermilerle adeta tutuşmuştu. Karşı yamaçtan üzerimize yağan Doçka ve Bixi mermileri, sığındığımız devasa kaya kütlesini takır takır dövüyordu. Taş kıymıkları, donmuş kar parçaları ve ısınmış kovanlar miğferime çarparak etrafa saçılıyordu. Genç kovanların kokusu, dağların o geniz yakan buz gibi ayazına karışmış, ciğerlerimize kadar işlemişti. "Kaptan! Sağ kanattan yaklaşmaya çalışıyorlar! Mühimmat tükenmek üzere!" Sedat Abi’nin kanyonun gürültüsünü yaran haykırışıyla göğsümü karın üzerine biraz daha yapıştırdım. Sol omzumdaki hasta dikişlerin kanaması artık üniformamın dışına çıkmış, dondurucu soğukta soğuyup kaskatı kesilmişti. Her hareket ettiğimde omzumdan koluma doğru çekilen o keskin acı, zihnimdeki stresi tek bir noktada topluyordu: Ayakta kalmak. "Mustafa! Son roketi sağ kanattaki o kaya kütlesine salla!" diye bağırdım telsizden. "Sedat Abi, şarjörleri birleştirin! Tek bir mermi bile boşa gitmeyecek!" Sağ elimi hücum yeleğimin iç cebine götürdüm. Ayla’nın yeşil kadife kılıfa sarıp göğsüme emanet ettiği babasının gümüş kaşlı yüzüğü... Gümüşün soğuk sertliği, hücum yeleğimin altından tam kalbimin üzerine bastırıyordu. Hakurk’un eksi yirmi beş derecelik cehenneminde, dondurucu ayazın ortasında bana güç veren tek şey o gümüşün baskısıydı. Zihnimde aniden Fırtına Deresi’nin sesi belirdi. Rize’deki o ahşap evin bahçesindeki ulu çam ağacı, o ağacın altında diz çökmüş, tülbendinin uçları ıslak, elleri semaya açık duran Ayla... Biliyordum; ben burada kayalara sırtımı dayayıp tetiğe basarken, o da Rize’de seccadesinin başında benim nefesimi takip ediyordu. Aramızda ne bir resmi bağ ne de dokunulmuş bir el vardı. Sadece Allah için tutulan bir söz, edeple saklanan bir sevdalık ve göğsümdeki o gümüş yüzük vardı. "Yasin!" diye bağırdım tepe hattındaki keskin nişancımıza. "İlerleyen grubu durdur! İkmal yolu emniyete alınana kadar bir adım bile geri çekilmek yok!" "Anlaşıldı Kaptan!" Kanas'ın o tok, dağları inleten sesi kanyonda yankılandı. Sekiz adam, Hakurk’un o dondurucu boğazında vatan toprağı için, arkalarında bıraktıkları helallerinin dualarını zırh yaparak çelikten bir baraj kurmuştuk. [Ayla'nın Anlatımından] Rize’de ikindi vakti yaklaşıyordu. Vadinin üzerine çöken sis darmadağın olmuş, yerini poyrazın getirdiği berrak ama buz gibi bir Karadeniz havasına bırakmıştı. Ahşap evin penceresinden bakıldığında, karşı tepelerdeki çam ağaçlarının yeşili ve dallarındaki karlar net bir şekilde görünüyordu. Ama içimdeki o sıkıntı, o amansız göğüs darlığı hafiflememişti. Ahşap odanın ortasında, seccademin üzerinde oturuyordum. Gece yarısından beri diz çökmekten bacaklarımdaki his kaybolmuş, belim kaskatı kesilmişti. Ama kalkmıyordum. Metehan o dondurucu dağlarda vurulurken, ölümün kıyısında vatan nöbeti tutarken benim burada rahat etmeye utancım vardı. Elbisemin sol cebine parmaklarımı soktum. Yüzük yoktu orada. Babamın yıllardır parmağımla aradığım hatırası şimdi Hakurk’ta, Metehan’ın vurulan sol omzunun hemen altında, atan kalbinin üzerinde duruyordu. "Teyze..." dedim, kapının eşiğinde duran Asiye teyzeye bakarak. Sesim kısıktı, günlerdir azalan uykudan ve duadan pürüzlenmişti. "Efendim kınalı kuzum?" Asiye teyze içeri girip yanıma çöktü. Elinde tuttuğu ılık su bardağını bana uzattı. "Dağlarda duman kalktı mı teyze?" "Kalktı kuzum, sis dağılmış deniyor," dedi Asiye teyze, şefkatle başımı okşayarak. "Askeriye telsizinden haber geçmişler. Bizimkiler boğazı tutmuş. Metehan iyiymiş..." Sıcak su bardağını iki elimle kavradım ama içmedim. Gözlerimden süzülen tek damla sıcak yaş seccadenin yeşil nakışına damladı. "İyi miymiş gerçekten teyze?" dedim fısıltıyla. "Sol omzu kanıyor, hissediyorum. Karın üzerine basarken zorlanıyor. Ben burada sobaya odun atarken onun orada elleri buz tutuyor..." "Hissedersin kızım," dedi Asiye teyze göz…

Bölümün tamamını WritePad'de oku