SİPERDEKİ FIRTINA

BÖLÜM 40: KANYONDA CEHENNEM VE DUALARIN SIĞINAĞI

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

BÖLÜM 40: KANYONDA CEHENNEM VE DUALARIN SIĞINAĞI [Metehan'ın Anlatımından] Şafak vakti Rize’de vadinin üzerine çöken hafif bir sis ve denizden esen ılık bir rüzgârla sökerdi. Ama Hakurk’ta şafak; karlı kayalıkların arkasından yükselen barut dumanı, kovan sesleri ve namlu ağızlarından çıkan ölümcül alevlerle söküyordu. Güneş henüz 3 numaralı boğazın dik yamaçlarına vurmamıştı. Hava sıcaklığı eksi yirmi dereceye kadar düşmüştü. Nefes alıp verirken genzimize dolan hava, boğazımızı buz gibi kesiyor, ciğerlerimize küçük cam kırıkları batıyormuş hissi veriyordu. Göz kapaklarımızın üzerindeki kirpikler donmuş, kompozit başlıklarımızın altından süzülen soğuk ter şakaklarımızda buz tutmuştu. "Kaptan! Sol dik yamaçtan roket attılar! Mevziyi değiştirin, çabuk!" Sedat Abi’nin telsizdeki çığlık benzeri uyarısıyla birlikte kendimi sağ taraftaki devasa kaya kütlesinin arkasına attım. Saniyeler sonra, az önce arkasına sığındığımız mevziye çarpan RPG-7 roketi karlı kayalığı devasa bir gürültüyle patlattı. Şarapnel parçaları ve ısınmış taş kırıntıları miğferime çarparak etrafa saçıldı. Kulaklarımda dayanılmaz bir çınlama başladı. "Herkes iyi mi?" diye bağırdım telsize, bir yandan gözlerimdeki toz ve kar kütlesini silmeye çalışırken. "İyiyiz Kaptan!" dedi Burak. "Ama kanyonun tabanını sarmaya çalışıyorlar. Tabur ikmal yolu tehlikede!" Sol omzumdaki hasta dikişler, roketsatarın patlama basıncı ve kayalıklara çarpmanın etkisiyle yeniden sızlamaya başlamıştı. Üniformamın altındaki sargının hafifçe ısındığını, taze kanın soğuk kumaşa sızdığını hissettim. Ama o an omzumdaki acıyı düşünecek tek bir saniye bile yoktu. Bordo Bereli olmak tam olarak buydu: Bedenin bittiği, etin ve kemiğin feryat ettiği yerde, sarsılmaz bir iradeyle yeniden ayağa kalkmak. Sağ elimle hücum yeleğimin sol iç cebini kontrol ettim. Yüzük ve yeşil kadife kılıf oradaydı. O soğuk gümüş kaş, tam kalbimin üzerine, omzumdaki acıyı unutturacak kadar sert bir şekilde basıyordu. "Yasin!" diye haykırdım telsizden, tepe hattındaki keskin nişancımıza. "Kanyonun girişindeki roketçiyi tespit et! İkinci atışa izin verme, hemen indir!" "Görüş açımda Kaptan..." Yasin’in sesi telsizde buz gibi soğuk ve sakindi. "Rüzgâr sert esiyor ama hedef bende..." Bir saniye sonra Kanas'ın o tok, ağır ve dağları inleten sesi kanyonda yankılandı. "Hedef etkisiz Kaptan." "Güzel! Sedat Abi, Burak, el bombaları hazırlansın! Darboğaza girdikleri an üzerlerine çökeceğiz! Tek bir terörist bile o boğazdan geçip karakol yoluna sızmayacak!" Tüfeğimin şarjörünü çıkartıp yenisini takarken parmaklarım dondurucu soğuktan neredeyse tetiği hissedemez hale gelmişti. Karşımızdaki unsur, bu kanyonu geçip tabur ikmal yolunu kesmek için son şanslarını oynuyordu. Biz sekiz adam, Hakurk’un o dondurucu ayazında bu vatan toprağının son barajıydık. Eğer burada yıkılırsak, aşağıdaki karakolda nöbet tutan masum askerlerin kanı dökülecekti. Zihnimde aniden Rize’deki ahşap evin kokusu belirdi. Çam ağaçlarının, ıhlamurun ve Ayla’nın tülbendine sinmiş olan o katıksız, iffetli kokunun hayali... O ahşap evin üst katındaki odada, seccadesinin üzerinde diz çökmüş, ellerini göğe açmış bir kız vardı. 'Sen kaç kere dağa çıkarsan çık Metehan... Ben burada o gümüş yüzükle senin nöbetini tutacağım.' Dudaklarımdan hafif, yorgun bir tebessüm süzüldü. Bu dağlarda vatan uğruna can vermek kolaydı; zor olan, seni duayla bekleyen bir kadının umudunu yarı yolda bırakmaktı. "Tim! Bordo! Ateş serbest!" Hakurk’un kanyonu yeniden cehennem sıcağıyla tutuştu. Sekiz can, tetiğe basarken arkalarında bıraktıkları Rize’yi, memleketlerini ve duaları sırtlarında birer kurşun geçirmez zırh gibi taşıyorlardı. [Ayla'nın Anlatımından] Günün ilk ışıkları Rize’nin sisli dağlarına vururken, ben hâlâ seccademin üzerindeydim. Gece boyunca aynı pozisyonda kalmaktan dizlerimdeki sızı artık hissizleşmiş, sırtım buz tutmuş gibi sertleşmişti. Günün ilk cılız ışıkları ahşap odanın tavanındaki çam kirişlerine vururken, dışarıdaki Karadeniz fırtınası yavaş yavaş yerini ağır, ıslak bir…

Bölümün tamamını WritePad'de oku