SİPERDEKİ FIRTINA

BÖLÜM 4: SIĞINAK VE SİPERDEKİ KARDEŞLİK

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

BÖLÜM 4: SIĞINAK VE SİPERDEKİ KARDEŞLİK [Metehan'ın Anlatımından] Sınır ötesindeki harekat üssünün tozlu, çamurlu ve barut kokan havası... Rize’nin o mis gibi çay kokulu, nemli toprağından sonra burası insanın boğazını yakan sert bir ayaza teslimdi. Kamuflajımı giyip bordo beremi kafama yerleştirdiğim an, dünyayla olan tüm şahsi bağlarımı bir kenara bırakırdım. Burada ne hususi dertlere yer vardı ne de kafa karışıklığına. Burada sadece emrimdeki askerler, vatanın şerefi ve sırt sırta verdiğim kardeşlerim vardı. Telsiz odasından çıkıp timin kaldığı konteynere doğru adımladım. Botlarımın altındaki kuru toprak çatırdıyordu. Kapıyı açtığımda içerideki hengame beni hafifçe tebessüm ettirdi. İçerisi tam bir baba ocağı gibiydi. Ranza kenarına kurulmuş küçük tüpte çay demleniyor, bir yanda telsiz şarj cihazlarının kırmızı ışıkları yanıp sönüyordu. "Ooo, Kaptanım geldiler!" Bunu söyleyen Timin neşesi, kıdemli Astsubay Başçavuş Sedat Abi 'ydi. 35 yaşındaydı Sedat Abi; timin abisi, derleyip toparlayanıydı. Evliydi ve altı yaşında Ömer adında, dünyalar tatlısı bir oğlu vardı. Dağda ne kadar sertse, kışlada ve ailesinin yanında o kadar yumuşak kalpli bir adamdı. "Kolay gelsin beyler," dedim içeri girip şapkamı masaya bırakırken. "Çay var mı Sedat Abi?" "Lafı mı olur komutanım, senin için taze demlendi," dedi Sedat Abi, elindeki küçük çay bardağını bana uzatarak. Yanında oturan diğer kardeşimiz ise Üsteğmen Kemal 'di. Kemal de yeni evliydi, henüz bir senelik evliydi eşi Zeynep’le. İkisi de eşlerini kışlanın hemen dışındaki lojmanlara getirmemiş, şimdilik memlekette bırakmışlardı ama akılları hep evdeydi. "Memleket havası yaradı mı Kaptan?" diye sordu Kemal gülerek. "Rize’nin sisi dağıldı mı?" "Memleket aynı Kemal," dedim çayımdan bir yudum alıp ranzaya otururken. "Sisi de aynı, ayazı da... İzin bitti, işimize döndük işte." Sedat Abi cebinden küçük bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafta eşi Hatice Abla ve küçük oğlu Ömer vardı. Ömer’in kafasında kendisininkinden katkat büyük bir bordo bere, yüzünde kocaman bir tebessüm vardı. "Bak komutanım," dedi Sedat Abi gururla fotoğrafı göstererek. "Bizim sıpa dün telefonda ne diyor biliyor musun? 'Baba, sen dağdaki teröristleri bitir de çabuk gel, bana verdiğin araba sözünü tut' diyor. Ulan velet, baban vatanı koruyor, sen oyuncak araba derdindesin!" İçeride hafif bir gülüşme koptu. O fotoğrafa bakarken içimde garip bir sızı belirdi. Bir erkeğin arkasında onu bekleyen bir ailesinin, bir evladının olması hem en büyük güçtü hem de dağda insanın göğsünü büken en ağır yüktü. "Rabbim bağışlasın Sedat Abi," dedim içtenlikle. "Maşallah, tam bir Bordo Bereli adayı." "Sağ olasın komutanım. Allah sana da nasip etsin şöyle hayırlı bir yuva, arkandan dua edecek bir helal süt emmiş..." Sedat Abi’nin bu sözüyle zihnime çakılan o silüeti engelleyemedim. Rize’deki çay çardağı, elinde Yasin cüzüyle duran Ayla... ‘Helal olsun Metehan Bey... Allah ayağınıza taş değdirmesin.’ O sakin, edepli ses tonu kulaklarımda yankılandı bir an. Başımı hafifçe iki yana sallayıp kendimi topladım. "Bizim nasibimiz dağlardır Sedat Abi," dedim mesafeli bir tonla. "Biz arkamızda gözü yaşlı kadınlar bırakacak adamlar değiliz." "Öyle deme Kaptan," dedi Kemal söze girerek. "Aşk dağ dinlemez. Sen helalinden bir dua al da, gör bak o dağlar nasıl düzlük oluyor. Benim Zeynep her operasyon öncesi bir Yasin okur, ben kışladan çıkarken sırtımın sıvazlandığını hissederim. Bir kadının temiz duası, çelik yelekten daha sağlam korur adamı." Kemal’in sözleri boş değildi, bilirdim. Ama ben Ayla’ya bir söz vermemiştim. Aramızda sadece ‘Ayla Hanım’ ve ‘Metehan Bey’ saygısı vardı. Babasını kaybetmiş bir kızı kendi fırtınama sürüklemeye hakkım yoktu. "Harita masasını hazırlayın," dedim konuyu kapatmak için ayağa kalkarak. "Sınırın sıfır noktasına sızma ihbarı var. Gece intikali yapacağız." Askeri disiplin anında odayı kapladı. Sedat Abi fotoğrafı öpüp cebine koydu, Kemal telsizini kontrol etti. Biz vatanı korumak için siperdeydik; ama bilmediğimiz şey, Rize'deki o a…

Bölümün tamamını WritePad'de oku