SİPERDEKİ FIRTINA

BÖLÜM 38: HAKURK’TA ZİFİRİ GECE VE İLK KURŞUN

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

BÖLÜM 38: HAKURK’TA ZİFİRİ GECE VE İLK KURŞUN [Metehan'ın Anlatımından] Helikopterin tekerleri 3 numaralı boğazın kuzeyindeki kayalıklara tam temas etmedi bile. Pilot, Skorsky’yi yerden iki metre yukarıda, dondurucu rüzgârın ortasında sabit tutmaya çalışırken kapı gürültüyle yana kaydı. Hakurk’un jilet gibi ayazı, bir kamçı gibi yüzümüzü kesti o an. "Çık! Çık! Çık!" diye bağırdım, sesimi pervanenin devasa gürültüsüne bastırmaya çalışarak. Sekiz kişilik tim, tam bir askeri disiplin ve refleksle helikopterin açık gövdesinden karlı kayalıklara atladı. Skorsky hızla dikilip gecenin zifiri karanlığında bir karaltı gibi kaybolurken, Hakurk’un o ağır, insana korku salan sessizliği üzerimize çöktü. Eksi on sekiz derece... Nefesimiz anında donuyor, kirpiklerimizin ucunda küçük buz kristalleri birikiyordu. Sol omzumdaki hasta dikişleri, soğuğun etimi kemiğime kadar uyuşturmasıyla birlikte sinsi bir sızıyla sızladı. Ama durmak, sızlanmak yoktu. Elimi hemen kamuflajımın sol iç cebine bastırdım. Oradaydı. Ayla’nın elleriyle işleyip bana teslim ettiği o yeşil kadife duası ve babasının ahşap masanın üzerine bıraktığı o gümüş kaşlı yüzük... Gümüşün sivri kenarı göğüs kafesime bastıkça içimdeki o dondurucu soğuk kırılıyordu. O yüzük ve o dua benim canlı kalma, o dağlardan Rize’deki o ahşap evin penceresine sağ salim dönme gerekçemdi. "Sedat Abi, Burak, ileri uç devriyesi!" dedim fısıltıyla, telsiz mandalına basarak. "Yasin, tepeye kurul. Kanas’ın gözü boğazın çıkışında olsun. En ufak bir harekette affetmek yok." "Anlaşıldı Kaptan," sesi geldi telsizden. Karlı zeminde, dikişlerimin acısını bastırarak tepe hattına doğru sürüklendik. Hakurk’ta hata kabul edilmezdi. En küçük bir taş kayması, tüfeğin askısına çarpan bir şarjör sesi bile pusunun fitilini ateşlemeye yeterdi. Gece saat 04:30. Sınır hattının hemen ötesindeki 2. boğaz kayalığında bir kıpırdanma fark ettim. Gece görüş dürbününü gözüme yaklaştırdım. Koyu renkli termal sığınak örtülerinin arkasından sızan sekiz kişilik bir terör grubu, ağır makineli tüfeklerle karakol yolunu kesecek noktaya doğru sızıyordu. "Kaptan..." fısıldadı Sedat Abi yanımda. "Sayıları kalabalık. Arkadan gelen ikinci bir grup daha var." "Sakin ol abi," dedim, tüfeğin emniyetini kapatırken. "Ateş serbest demeden kimse tetik çekmesin. Boğaza iyice girsinler. Onları iki ateş arasında sıkıştıracağız." Göğsümdeki gümüş yüzük sanki o an daha da ağırlaştı. Zihnimde bir anlığına Rize’deki o ahşap evin penceresi belirdi. Ayla o pencerenin önünde seccadesine kapanmış, ellerini semaya açmış duruyordu. 'O dağlarda nasıl dik duruyorsan, ben de bu pencerenin önünde öyle dik duracağım...' demişti. "Şimdi..." dedim fısıltıyla telsize. "Vur!" Hakurk’un zifiri karanlığı ilk merminin namlu ağzı aleviyle patladı. Gece, ölümcül bir çatışmanın çığlıklarıyla, roket atışlarıyla ve yankılanan mermi sesleriyle yarıldı. [Ayla'nın Anlatımından] Gece yarısından sonra saatler durmuş gibiydi. Ahşap evin odasındaki gaz lambasının ışığı titredikçe duvarlardaki gölgeler uzuyor, sanki o kapkara dağların pususu odanın içine kadar giriyordu. Seccademin üzerindeydim. Dizlerim uyuşmuş, sırtım tutulmuştu ama ellerimi semadan indirmeye hicap ediyordum. Metehan o buz tutmuş kayalıklarda ölümün kıyısındayken, benim burada uykunun ılık kollarına sığınmam imkânsızdı. Aniden... Göğsümün ortasına öyle sert, öyle amansız bir sızı saplandı ki, nefesim boğazımda tıkandı. "Ah!..." Elimi doğrudan elbisemin sol cebine götürdüm. Babamın gümüş yüzüğünün yıllardır durduğu o boşluğa... Kalbim göğüs kafesimi yırtacakmış gibi çarpmaya başladı. Şakaklarımda kan zonkluyordu. Karadeniz’in dışarıdaki fırtınası birden şiddetlendi, ahşap pencerenin kanatları takır takır vurmaya başladı. "Metehan..." diye fısıldadım, gözlerimden dökülen yaşlar seccadenin nakışlarını ıslatırken. "İlk kurşun patladı demi? Dağlar uyandı..." İçimdeki o bağ... Aramızda tek bir el teması olmamış, resmiyetin mühürü henüz vurulmamış o helal bağ bana onun tehlikede olduğunu haykırıyordu. O mermilerin vızılt…

Bölümün tamamını WritePad'de oku