BÖLÜM 29: GECE NÖBETİ VE SESSİZ SÖZLER
Yazar: zeynep ay

BÖLÜM 29: GECE NÖBETİ VE SESSİZ SÖZLER [Metehan'ın Anlatımından] Hakurk’un zirvesindeki 3 numaralı üs bölgesinde gece, simsiyah bir kadife gibi dağların üzerine çöktüğünde dondurucu ayaz yeniden bastırmıştı. Gökyüzünde tek bir bulut yoktu; yıldızlar, çelik bir tepsi üzerine saçılmış elmas taneleri gibi berrak ve soğuk parıldıyordu. Rüzgâr, koruma siperlerinin sac kaplamalarını döverek ıslık çalıyor, vadinin derinliklerinden gelen uultusu sığınağın taş duvarlarında yankılanıyordu. Nöbetçi kulübesinin yanındaki mevzide duruyordum. Gece görüş dürbünümü göğsüme indirip parmaklarımı deri eldivenlerimin içinde hafifçe büktüm. Sıcaklık eksi yirmi derecenin altına düşmüştü. Nefesim, asker parkamın kürk yakasında anında buz tutuyordu. Sol omzumdaki yara yerleşmiş, soğuğun getirdiği o tatlı sızı yerini kronik bir uyuşmaya bırakmıştı. Ama bu uyuşma bir zaaf değil, bu dağlarda diri kalmanın bir nevi teminatıydı. "Kaptan," dedi arkamdan yaklaşan Sedat Abi. Ayaklarının altındaki donmuş kar kütlelerinin kırılma sesi geceye yayıldı. Elindeki çinko maşrapadan tütmekte olan ıhlamur ve dağ çayı karışımının buharı yükseliyordu. "Nöbet değişimi saatine daha var Sedat Abi," dedim başımı çevirmeden, vadi tabanındaki karanlığı taramaya devam ederek. "Nöbet değişimi için gelmedim Metehan," dedi Sedat Abi, maşrapayı bana uzatarak. "Senin yine gözüne uyku girmediğini bildiğim için geldim. İç şunu, göğsün ısınsın." Maşrapayı aldım. Sıcak çinko, eldivenimin ince derisinden avucuma yayıldı. Bir yudum çektim. Genzi yakan o sıcaklık, dağın dondurucu havasına karşı küçük ama etkili bir sipere dönüştü. "Timin durumu nasıl?" diye sordum. "Tüm çocukların uykusu derin," dedi Sedat Abi. "Yasin’in bacağındaki burkulma sargıyla topladı. Eren telsiz bakımını bitirdi, Burak da yarınki arama-tarama için tıbbi malzemeleri saydı. Herkes görev bilincinde Kaptan. Ama senin aklın iki gündür sadece bu dağda değil." Sedat Abi’nin bu gözlemi karşısında duraksadım. Bordo Bereli olmak, duygularını bir zırh gibi kılıfına sokmayı gerektirirdi. Fakat Sedat Abi sadece kıdemli bir asker değil, benim öz abim gibiydi. Yüzümdeki en ufak bir çizginin, gözümdeki en ufak bir dalgınlığın ne anlama geldiğini gayet iyi bilirdi. "Aklım görevde Sedat Abi," dedim net bir sesle. "Bilirsin, görevdeyken kafamı başka bir şeye yormam." "Görevi aksattığını söylemedim ki Kaptan," dedi Sedat Abi, hafifçe gülümserek. Yüzündeki derin hatlar kulübenin cılız sarı ışığında belirginleşti. "Ama insan çelikten değil. Göğsünde taşıdığın o sorumluluk sadece bu vatanın sınırlarıyla ilgili değil artık. Rize’deki o ahşap evin penceresinden senin yolunu gözleyen, edebiyle dua eden bir kız var. Bunun ağırlığı, şu sırtındaki hücum yeleğinden az mı sanırsın?" Sessiz kaldım. Maşrapadan bir yudum daha aldım. Hakurk dağlarının ortasında, pusulu ve pusu dolu bir coğrafyada dururken Ayla’nın varlığı zihnime bir yük değil, bir sığınak gibi düşüyordu. Parkamın iç cebine dokundum. Yeşil kadife kılıf içindeki dua ve babamın köstekli saati yerindeydi. Ayla ile aramızda tek bir helal olmayan cümle kurulmamıştı. Ne bir el teması olmuştu, ne de baş başa bir odada bir dakika geçirmiştik. O, Asiye teyzenin dizinin dibinde mahcubiyetle başını öne eğen yetim bir kızdı; ben ise vatan toprağını bekleyen bir asker. Ama aramızdaki o görünmez edep sınırı, beni bu dağda binlerce kurşundan daha güçlü muhafaza ediyordu. Bir kadının iffetini korumak için gösterdiği o hassasiyet, erkeğin göğsüne takılan en mukaddes rütbedir. "Önümüzdeki hafta kışlaya dönüş izni çıkacak gibi," dedi Sedat Abi, bakışlarını vadinin karanlığına dikerek. "Merkezden telsiz emri geldi. Birliğe dönüp genel bakım ve ikmal yapacağız." "İyi," dedim kısa ve tok bir tonla. "Çocuklar biraz dinlenmiş olur." "Sadece çocuklar mı Metehan?" Sedat Abi elini omzuma vurdu hafifçe. "Sen de o ahşap evin kapısından geçerken bir 'hayırlı günler' diyeceksin. Gözlerinle göreceksin o duacının iyi olduğunu." "Bizim durduğumuz yer bellidir Sedat Abi," dedim, sesimdeki o sarsılmaz asker ciddiye…