BÖLÜM 25: BUZ TUTAN MEVZİDEKİ KOR
Yazar: zeynep ay

BÖLÜM 25: BUZ TUTAN MEVZİDEKİ KOR [Metehan'ın Anlatımından] Şafak sökmeden hemen önce Hakurk’un kayalık sırtlarını kaplayan tipi hafifler gibi oldu ama yerini kemikleri donduran keskin bir ayaza bıraktı. Rüzgâr artık karları savurmuyor, adeta buzdan bıçaklar gibi kamuflajlarımızın açıkta kalan küçük noktalarına batıyordu. Sığındığımız kaya duldasından ilk ben çıktım. Gözlerimin çevresi ve kirpiklerim tamamen buz tutmuştu. Sol elimle dürbünü kaldırıp ilerideki 3 numaralı geçit hattını taradım. Vadi tabanındaki sis tabakası yavaş yavaş çekiliyor, duman rengi bir kar denizi ortaya çıkıyordu. "Kaptan," dedi Yasin, arkamdan yavaş adımlarla yaklaşarak. Tüfeğinin fener yuvasındaki buzları temizlemeye çalışıyordu. "Telsiz kanalı açıldı. 3 numaralı üs bölgesi ana komuta merkezi sesimizi alıyor." "Eren’e söyle, hemen intikal konumumuzu ve durumumuzu bildirsin," dedim sesimi net tutarak. "Fırtına tamamen bastırmadan tepeyi aşıp üssün güvenlik çemberine gireceğiz." Sedat Abi yanıma gelip durdu. Omuzlarındaki kar birikintilerini silkeledi. Yüzündeki ifade dağın o dondurucu soğuğundan bile daha ciddi ve gergindi. "Metehan," dedi Sedat Abi, sesini kısıp sadece benim duyabileceğim bir tonla. "Sol omzun nasıl? Bütün gece buz gibi kayaya yaslandın. Yara yeri sızlamıyor mu?" "Sızlamıyor Sedat Abi," dedim düz bir ifadeyle. Ama gerçeği ikimiz de biliyorduk. Soğuk havada dikiş yerleri çekiliyor, etim kemiğimden ayrılır gibi bir sızı yayıyordu. Yine de bir Bordo Bereli için bedensel acı sadece zihnin bir aldatmacasıydı. Acıyı düşünürsen acırdı; göreve odaklanırsan acı diye bir şey kalmazdı. Tüm tim kayalığın önünde saf tuttu. Eren telsizdeki onay kodunu aldıktan sonra başıyla 'tamam' işareti yaptı. "Tim, üçer metre arayla yaya intikal düzenine geç!" emrini verdim. "Gözünüz kayalıklarda, kulağınız bende olsun!" Karla kaplı patikada yürümeye başladık. Botlarımızın bastığı her adımda çıkan o 'kırç kırç' sesi, dağın derin sessizliğinde yankılanıyordu. Her adımda zihnimdeki o tek resim canlanıyordu: Rize’deki o ahşap evin penceresi... O pencerenin arkasında, koyu lacivert şalının altında ellerini birleştirip duaya duran o yetim kız. Hakurk dağlarında tüfeğimi sıkıca kavrarken, hücum yeleğimin iç cebindeki o küçük yeşil kadife kumaşın varlığı göğsümü ısıtıyordu. Aramızda ne bir nişan yüzüğü vardı, ne de el ele tutuşulmuş tek bir an... Ama o kızın bana duyduğu o iffetli hürmet, şu an bu dağlarda beni ayakta tutan en büyük güçtü. Biz vatanın sınırlarını kanımızla, canımızla çiziyorduk; o ise duasıyla, edebiyle bizim ruhumuzu muhafaza ediyordu. "Komutanım!" diye seslendi arkalardan Burak. "Görüş açımız tamamen açıldı! Üs bölgesinin gözetleme kulesi göründü!" Başımı kaldırdım. İleride, sislerin arasından tırmanan 3 numaralı üs bölgesinin Türk bayrağı dalgalanıyordu. O al bayrağın karların üzerindeki kırmızısını gördüğüm an, içimdeki soğuk bir kez daha eridi. "Devam et Yasin," dedim sesimdeki o tok çelik edayla. "Emaneti teslim etmeye az kaldı." [Ayla'nın Anlatımından] Sabahın ilk ışıkları Rize’nin ahşap evine düştüğünde, ben mutfaktaki seccademi henüz toplamıştım. Gece boyunca süren fırtına Karadeniz vadisinden çekilmiş, yerini masmavi ama pırıl pırıl bir ayaza bırakmıştı. Çay bahçelerinin üzerindeki sis hafifçe dağılıyor, dağların zirvesindeki beyaz kar örtüsü güneşin ilk ışıklarıyla parıldıyordu. "Ayla kızım?" Asiye teyzenin sesiyle arkamı döndüm. Elinde ahşap bir tepsiyle mutfağa giriyordu. Yüzündeki o her zamanki yorgun ama şefkatli tebessüm vardı. "Hala ayaktasın kızım," dedi Asiye teyze, tepsiyi tezgahın üzerine bırakıp bana bakarak. "Gece hiç uyumadın değil mi? Seccadenin başındaydın sabaha kadar." "Uyunmuyor Asiye teyze," dedim fısıltıyla, başımı öne eğip şalımın uçlarını düzelterek. "Hakurk’ta tipi varmış... Metehan Bey’in omzundaki yara taze. O soğukta, o ayazda nasıl dururlar diye düşündükçe gözüme uyku girmiyor." Asiye teyze yanıma yaklaştı. Nasırlı ve sıcak elleriyle soğuktan üşümüş ellerimi tuttu. "Bak kızım," dedi sesi titreyerek. "Ben bir evl…