SİPERDEKİ FIRTINA

BÖLÜM 23: DUMANLI DAĞLAR VE BEKLEYEN DUALAR

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

BÖLÜM 23: DUMANLI DAĞLAR VE BEKLEYEN DUALAR [Metehan'ın Anlatımından] Kışlanın içtima alanında yükselen motor sesleri, sabahın ilk karanlığını yırtıp geçiyordu. Askeri kargo araçları ve zırhlı kobra araçları nizamiye kapısından sırayla çıkış yaparken, botlarımın altındaki ıslak asfaltın kokusu yerini yavaş yavaş araçların egzoz dumanına ve Hakurk yolunun toza toprağa bulanmış havasına bırakıyordu. Hücum yeleğimi üzerime geçirirken sağ omzum hafifçe sızladı. Dikişler kaynamıştı ama ani bir harekette kendini hatırlatmaktan geri durmuyordu. Silahımı kontrol ettim. Şarjörü yuvasına oturturken çıkan o soğuk, metalik ses zihnimdeki sivil hayatın son kırıntılarını da süpürüp attı. Artık Rize’nin o ahşap evinde, soba başında oturan Metehan değildim. Hakurk sınır hattına giren Tim Komutanı Bordo Bereli Yüzbaşı Metehan’dım. "Kaptan," dedi Sedat Abi, zırhlı aracın içindeki loş ışıkta yüzüme bakarak. Kaskının kayışını çenesinin altından sıktı. "Kışladan çıkmadan önce son kontroller tamamlandı. Bölgede yoğun sis ve kar yağışı bekleniyor. Hakurk’taki geçitler kapanmak üzere." "Varsın kapansın Sedat Abi," dedim düz ve buz gibi bir sesle. Bakışlarımı aracın küçük, kurşun geçirmez camından dışarıya çevirdim. "Biz o geçitleri açmaya gidiyoruz." Araç sallanarak dağ yoluna tırmanmaya başladı. Timdeki askerler –Yasin, Burak, Eren– kendi aralarında sessizce mühimmat kontrollerini yapıyor, dualarını okuyorlardı. Araçtaki o ağır ve vakur sessizlik, her Bordo Berelinin intikal öncesi kendi içiyle hesaplaştığı o kutsal andı. Benim zihnimde ise sadece iki gün önceki o mutfak sahnesi vardı. Ayla’nın o lacivert şalının altından yere düşen bakışları... 'Daha omzunuzun sargısı bile açılmadı Metehan Bey' deyişindeki o kısılan, titreyen ses... Göğsümdeki hücum yeleğinin iç cebine elimi götürdüm. Orada, babamdan kalan gümüş köstekli saatin yanında duran küçük bir şey daha vardı: Rize’den ayrılmadan önce Asiye Ananın elime tutuşturduğu, Ayla’nın kendi elleriyle işlediği küçük bir dualık kılıfı. Ona dokunmak, dağın buz gibi havasında elime dokunan bir kor ateş gibiydi. Aramızda tek bir yakınlaşma, tek bir helal olmayan bakışma geçmemişti. Ama o kız, adını koyamadığımız bu edepli sevdayı dua dua üzerime zırh yapmıştı. "Metehan," dedi Sedat Abi kısılan sesiyle, aracın gürültüsünü bastırmak için eğilerek. "Aklın yine Rize’de kaldı dersem kızarsın biliyorum. Ama şu göğsündeki duruş var ya... O duruş artık sadece vatan için değil. Arkanda senin sağ salim dönmeni bekleyen bir çift mahcup göz var." "O gözler bize emanettir Sedat Abi," dedim başımı çevirmeden. "Emanete gözümüz gibi bakacağız ki, buradaki nöbetin bir anlamı olsun." Zırhlı araç Hakurk sırtlarına ulaştığında dondurucu bir rüzgâr kapıları dövmeye başladı. Araçtan ilk ben indim. Kar bilyeleri gibi yüze çarpan o dondurucu ayaz, saniyeler içinde kamuflajımızın üzerini beyazlatmaya yetti. Tüfeğimi kurdum. Şapkamın siperliğini aşağı indirdim. "Tim, yaya intikale geçiyoruz!" diye emrettim. Sesim dağ kayalıklarında yankılandı. Dağ yeniden bizi çağırıyordu. Ama bu kez arkamda, Karadeniz’in sisleri arasında benim için kıyamda duran bir duacım vardı. [Ayla'nın Anlatımından] Rize’de öğle ezanı okunurken vadiden yukarı doğru yükselen rüzgâr, pencere camlarını zangırdatıyordu. Dışarıda göz gözü görmeyen koyu bir sis vardı. Karadeniz’in bu mevsimdeki sisi, insanı evine hapseder, dış dünyayla olan bütün bağını keserdi. Ama benim zihnimdeki sis, Rize’nin vadilerinden değil, yüzlerce kilometre ötedeki o Hakurk dağlarından tütüyordu. Seccademi kıbleye doğru serdim. Üzerimdeki koyu yeşil namaz elbisesinin uçlarını düzelttim. Metehan Bey’in kışladan çıkış yapıp dağ yoluna koyulduğu saati Asiye teyzeden öğrenmiştim. Hatice abla sabah kışladan gelen kısa bir haberi ulaştırmıştı: 'Tim intikale başladı, Hakurk bölgesine giriş yapıldı.' Halıya diz çöktüm. Ellerimi semaya kaldırdığımda parmaklarımın titremesini durduramadım. "Ey Rabbim..." diye mırıldandım, gözlerim kapalı, sesim hıçkırıkla boğularak. "Göklerin ve yerin tek sahibi…

Bölümün tamamını WritePad'de oku