SİPERDEKİ FIRTINA

BÖLÜM 16: ÇELİK VE DUA

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

[Metehan'ın Anlatımından] Güneş Hakurk sırtlarının arkasında yükselirken sis tabakası çekilmemiş, aksine vadi tabanına çökerek kayalıkları büsbütün yutmuştu. Gözün gözü görmediği bu beyaz fırtınada her çalı çıtırtısı bir tehdit, her rüzgâr uğultusu bir pusu ihtimaliydi. "Eren, üs bölgesiyle temas var mı?" diye sordum sesimi pürüzsüz tutmaya çalışarak. Tüfeğimin dipçiğini omzuma iyice oturtmuş, görüş açısını kapatan kayalığın arkasında çömelmiştim. "Cızırtı çok Komutanım," dedi Eren, kulağındaki ahizeyi bastırarak. "Tipi yüksek irtifada frekansı kesiyor. Ama telsiz kestirmesine göre sektör dört yönünde hareketlilik var." "Sedat Abi, Kemal... Sağ kanadı kontrol altına alın. Yasin, yüksek noktaya geç, dürbünü sisten kaçırmaya çalış. Burak, sıhhiye çantasını hazır tut," emrini peş peşe dizdim. Tim bir makine gibi tıkır tıkır işliyordu. Yılların verdiği o sessiz anlaşma yeteneği sayesinde tek bir jestimle herkes mevzisini aldı. Sol kanattaki kayalığın dibine geçerken omzumdaki yara bir kez daha zonkladı. Dikişlerin çekilme hissi göğsümün sol yanına doğru bir sızı yayıyordu. Ancak fiziksel acı, zihnimdeki o ince ve amansız sorgulamanın yanında hiçbir şeydi. Dağda geçen altı yıl boyunca kalbimin etrafına kalın, geçit vermez çelikten duvarlar örmüştüm. Bir asker için duygu, dikkatsizlik demekti; dikkatsizlik ise ölüm. Bir Bordo Berelinin hayatında bir kadına, bir yuvaya, bir 'yarın' fikrine yer yoktu. Kendimi hep buna inandırmıştım. Ta ki o güne kadar... Rize’deki o ahşap evin bahçesinde, babasının cenazesinden sonra başı eğik, gözlerinde tarif olunmaz bir yetim hüznüyle duran Ayla’yı görene kadar. O gün babamın arkadaşı, mahallemizin büyüğü olan merhumun ardından taziye verirken Ayla’nın gözleri bir anlığına gözlerime değmişti. O tek saniyelik bakışta ne bir sitem vardı ne de bir talep; sadece derin bir edep, katıksız bir hayâ ve sarsılmaz bir teslimiyet... O günden sonra Rize benim için sadece doğduğum memleket olmaktan çıkmış, bir duanın karargâhı haline gelmişti. "Kaptan," dedi Sedat Abi yanıma gelip kayalığa sırtını verirken. Nefesi havada yoğun bir buhar bulutu oluşturuyordu. "Çok gerginsin. Yara mı zorluyor?" "Yara değil Sedat Abi," dedim bakışlarımı sisten ayırmadan. "Dağ zorluyor. Bu pus açılmadan intikali tamamlamamız lazım." "Dağ her zaman zordu Metehan," dedi Sedat Abi, sesi babacan bir tonda derinleşerek. "Seni zorlayan dağ değil, içindeki o bitmeyen hesaplaşma. Kimi kandırıyorsun oğlum? Her telsiz temasında 'Rize’de bir vukuat var mı?' diye soramıyorsun ama gözlerin Eren’in ağzından çıkacak tek bir söze bakıyor." Suskunluğumu korudum. Tüfeğin emniyet mandalını başparmağımla hafifçe yokladım. "Ayla iyi bir kız," diye devam etti Sedat Abi, vazgeçmeye niyeti yoktu. "Bizim Hatice söylüyor; kızın dünyası değişmiş. Eskiden bahçede kendi halinde duran o sessiz Ayla, şimdi her askeri konvoy geçişinde pencereye koşuyormuş. Kışladan telgraf geldiği gün akşama kadar seccadenin başından kalkmıyormuş. O kız sana sevdalı Kaptan. Hem de öyle lafla, sözle değil; helalinden, edeplisinden sevdalı." "Yapma Sedat Abi," dedim sesimdeki sertliği gizleyemeyerek. Bakışlarımı ona çevirdim. "Ayla daha babasının acısını taze taşıyor. Yetim bir kız. Ben ise her sabah helalleşip evden çıkan, yarını belli olmayan bir adamım. Ona vaat edebileceğim tek şey kaygı, yalnızlık ve belki de bir gün kapısına dayanacak al bayraklı bir tabut. Buna hakkım var mı benim?" Sedat Abi gözlerimin içine baka baka başını salladı. "Hak doğruyu arayana verilir Metehan. Sen sanıyor musun ki o kız bunları bilmiyor? Asker yolu bekleyen kadın, daha ilk günden o tabutun gölgesini kabullenip bekler. Sen kendini korumuyorsun, onu koruduğunu sanarak ikinize de eziyet ediyorsun. Aramızdaki edep eyvallah... Ama o edep bir duvara değil, bir köprüye dönüşmeli artık." Sedat Abi’nin sözleri bir kurşun gibi ağır düştü zihnime. Göğüs cebimden çıkardığım babamın gümüş köstekli saatini açtım. Tık tık... Tık tık... Zaman akıyordu. Dağda da akıyordu, Rize’nin o puslu vadilerinde de. Ayla’nı…

Bölümün tamamını WritePad'de oku