BÖLÜM 14: FIRTINANIN EŞİĞİNDEKİ SESSİZLİK
Yazar: zeynep ay

BÖLÜM 14: FIRTINANIN EŞİĞİNDEKİ SESSİZLİK [Metehan'ın Anlatımından] Şafak sökerken Hakurk sırtlarındaki fırtına yerini dondurıcı bir ayaza ve ölümcül bir sessizliğe bırakmıştı. Dağların dorukları beyaz bir kefen gibi uzanıyor, vadilerin derinliklerinde sürünen sis kütleleri en ufak bir kıpırtıyı bile gizlemeye yetiyordu. Kayalıkların tepesindeki gözetleme noktasında, tüfeğimin dürbününden güney sektöründeki patikaları tarıyordum. Parmaklarım soğuktan uyuşmuştu ama tetikteki refleksim her zamanki gibi teyakkuzdaydı. Omzumdaki yara hafif hafif sızlıyor, her nefes alışımda göğsümü daraltıyordu. Ancak bir Bordo Bereli için acı, sadece hayatta olduğunun bir kanıtıydı. "Komutanım," dedi arkamdan yaklaşan Yasin. Yaralı bacağını hafifçe sürüyerek yanıma çömeldi. Dürbününü çıkarıp benim baktığım açıya yöneltti. "Sektör altı temiz görünüyor ama içimden bir ses bu sessizliğin hayra alamet olmadığını söylüyor." "Öyledir Yasin," dedim bakışlarımı dürbünden ayırmadan. "Dağda kuş uçmuyorsa, rüzgâr birden kesildiyse pusu yakın demektir. Herkes teyakkuzda kalsın." "Emredersiniz komutanım." Yasin duraksadı, ardından pürüzlü bir sesle ekledi: "Komutanım... Dün gece kışladan telsiz kaydı geldiğinde duydum. Bizim timin durumu Rize’ye bildirilmiş. Ayla Hanım bütün gece lojman bekleme salonunda Hatice Yengeyle beklemiş." Tüfeğin gövdesini tutan eldivenli elim sıkılaştı. Cevap vermedim. Bakışlarımı sisli vadinin derinliklerine diktim. "Yasin," dedim tok bir sesle. "İşine odaklan." "Kusura bakmayın komutanım," dedi Yasin mahcup bir edayla. "Ama bir şey söyleyeceğim. Biz bu dağlarda her gün tecelliyi bekliyoruz. Yanımızda patlayan mühimmatlar, tepemizden geçen kurşunlar... İnsanı ayakta tutan şey sadece arkasındaki vatan değil, o vatanın içinde onun için atan tek bir yürektir. Siz o kıza ne kadar mesafe koyarsanız koyun, o kızın duası sizin üzerinizdeki en sağlam zırhtır." Yasin sözlerini bitirip mevzi alanına geri çekildi. Ben ise yalnız kaldım dağın tepesinde. Cebimdeki gümüş köstekli saatin kapağını parmağımla hafifçe bastırıp açtım. Tık tık eden mekanizma, bu sessiz dağ tepesinde atıyordu. Sedat Abi haklıydı, Yasin haklıydı... Ben ne kadar kaçmaya çalışırsam çalışayım, ne kadar edep duvarlarının ve askeri disiplinin arkasına saklanırsam saklanayım; içimde bir yerlerde o kızın varlığı kök salmıştı. Ayla... Rize’nin o puslu çay bahçelerinde dualarla bekleyen yetim kız. Onun masumiyetini bu kanlı dağların gölgesiyle kirletmek istemiyordum. Eğer bir gün o al bayrağa sarılı tabutum Rize’nin sokağından geçecek olursa, o yeşil şallı kızın gözlerinden süzülecek tek damla yaşın vebali benim omuzlarıma ağır gelirdi. İşte bu yüzden aramızdaki o edep sınırını, o aşılmaz mesafeyi sonuna kadar korumak zorundaydım. Korumalıydım ki yarın bir gün şehadet bana gülümserse, arkamda yarım kalmış bir sevdalık değil, lekesiz bir hürmet bırakayım. [Ayla'nın Anlatımından] Rize’de sabahın ilk ışıklarıyla birlikte gökyüzünü kaplayan kurşuni bulutlar, dağların üzerine yavaşça çöktü. Yağmur kesilmiş ama havada insanı titreten keskin bir nem kalmıştı. Evin bahçesindeki tahta masada Asiye teyzeyle birlikte çay fasulyelerini ayıklıyorduk. Ellerim soğuktan hafifçe kızarmıştı ama içimdeki yangın o soğuğu hissetmeme engel oluyordu. Kışladan gelen haber yüreğime bir nebze su serpmişti; Metehan Bey ve tim sağ salimdi, şehidimiz yoktu. Ama çatışmanın yaşanmış olması bile içimdeki o görünmez korkuyu diri tutmaya yetiyordu. "Ayla kızım," dedi Asiye teyze derin bir iç çekerek. Ayıkladığı fasulyeleri kalaylı bakır kapçığa bıraktı. "Yine uzaklara daldın. Yüzündeki o süzgünlük hüznünden midir, uykusuzluğundan mıdır?" Başımı yavaşça kaldırıp Asiye teyzeye baktım. Şalımın uçlarını göğsümün üzerinde sıkılaştırdım. "Yok Asiye teyze," dedim hürmetkar ve titrek bir sesle. "Uykusuzluktan biraz... Gece rüzgâr çok esiyordu, pencereler çatırdadı." "Rüzgârdan değildir o kızım," dedi Asiye teyze, gözlerindeki anacan şefkatle yüzümü süzerek. "O yüreğindeki rüzgârdandır. Ben bu yolları çok yürüdüm. Meteh…