SİPERDEKİ FIRTINA

BÖLÜM 11: DUALARIN TEĞET GEÇTİĞİ GECE

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

BÖLÜM 11: DUALARIN TEĞET GEÇTİĞİ GECE [Metehan'ın Anlatımından] Dağlıca’daki sis iki gündür göz gözü görmeyecek kadar kesifti. Üs bölgesindeki mevzilerde nöbet değişimi yaparken dondurucu ayaz insanın kemiklerine sızlıyordu. Omzumdaki şarapnel yarası dikişlerin etkisiyle her nefes alıp verişimde kendini hissettiriyordu ama bir askerin acıyı hissetmeye vakti yoktu. Gece saat üç sularıydı. Mevzide tüfeğimin emniyetini kontrol ederken yanıma Sedat Abi yanaştı. Elindeki termos kapaklarına koyduğu sıcak ıhlamurdan birini bana uzattı. "İç bunu Kaptan, göğsünü yumuşatır," dedi Sedat Abi, koyu renkli askeri montunun yakalarını kaldırırken. Bardağı aldım. Buharı gecenin soğuk havasında hemen dağılıyordu. "Eren’in nişanlısından mektup gelmiş bugün," dedi Sedat Abi gülümseyerek. "Bizim sıpa Burak da tutturmuş 'bana niye kimse mektup yazmıyor' diye. Kışladaki ortamı biraz neşelendirdi anlayacağın." "Eren iyi çocuktur," dedim sesim pürüzlü. "Düğününe az kaldı. Bu operasyon kazasız belasız bitsin de hayırlısıyla evlendirelim." "İnşallah Kaptan... Peki ya sen?" Sedat Abi bakışlarını karanlık dağ sırtlarına çevirdi. "Sen ne zaman kendi yuvanı düşüneceksin? O omuzundaki tek yıldız, kalbindeki o kilitli kapıyı ne zaman açacak?" Sessiz kaldım. Isınan ellerimi bardağa kenetledim. "Sedat Abi," dedim tane tane. "Ben bu dağlarda doğdum sayılır. Babam da askendi, ben de askerim. Bir Bordo Berelinin hayatında yarın diye bir kelime yoktur. Bir kadının hayatına girip ona her an bir 'şehadet haberi' korkusu yaşatmaya hakkım var mı benim? Ayla... Ayla zaten babasının matemini tutuyor. Bir de benim yükümü o incecik omuzlarına bindiremem." "Sen bindirmiyorsun ki oğlum," dedi Sedat Abi ciddiyetle bana dönerek. "O kız o yükü kendi isteğiyle, kendi duasıyla omuzladı bile. Sen haber yollamadığın gün Rize’deki evde hayat duruyor. Hatice söylüyor; 'Ayla kızımız seccadenin başından kalkmıyor' diyor. Sen ne dersen de, o kızın gözündeki o edep ve hürmet, senin bu dağlardaki en büyük zırhındır." Sözleri Hakurk dağlarının ayazından daha sert çarptı yüzüme. Cebimdeki babamdan kalma gümüş köstekli saati çıkardım. Kapağını açtım. Tık tık eden mekanizmanın sesi gecenin sessizliğinde yankılandı. Ayla’nın o duru yüzü, yeşil şalının altından mahcubiyetle yere indirdiği gözleri zihnimde belirdi. 'Hayırlı görevler Metehan Bey' deyişindeki o titreşim... Ona dokunmamıştım, elini bile tutmamıştım. Aramızda metrelerce edep mesafesi ve kilometrelerce dağlar vardı. Ama içimde bir yerlerde, o yetim kıza karşı duyduğum koruma içgüdüsü çoktan derin bir sevdalık tohumuna dönüşmüştü. [Ayla'nın Anlatımından] Rize’de yağmur dinmek bilmiyordu. Çatıdan süzülen damlalar ahşap pencerenin pervazına ritmik seslerle vuruyordu. Gecenin son yarısında seccademi yine odanın ortasına serdim. Evdekiler uyuyordu. Teyzemin hafif nefes sesleri yan odadan geliyordu. Ben ise göğsümdeki o tuhaf ağırlıkla baş başaydım. Namazımı kılıp ellerimi semaya kaldırdığımda gözlerimden süzülen yaşları tutamadım. "Rabbim," dedim fısıltıyla. Sesim odanın ahşap duvarlarında çınladı. "Sen dağlardaki o altı yiğidi muhafaza eyle. Metehan Bey’i... O mağrur, çelik duruşlu kulunu görünmez zırhlarınla sar. Omzundaki yarayı şafi isminle iyileştir. Onu anasına, bu vatana ve..." Cümlemi tamamlayamadım. Dudaklarım titredi. 'Ve bana' demeye edep ediyordum. Kimdim ki ben? O bir komutandı, vatan için canını ortaya koyan bir kahramandı. Ben ise babasını kaybetmiş, mahallenin sessiz bir kızıydım. Ama yüreğim öyle demiyordu. Onun 'Ayla Hanım’a selam söyleyin' diyişi, o sisli patikada önümden yürürken arkasını kollayan o heybetli duruşu zihnimden silinmiyordu. Bu bir tutku değildi; bu, helal dairede demlenen, edeple büyüyen ve dualarla beslenen derin bir adanıştı. Ayağa kalkıp pencerenin kenarına geçtim. Perdeyi hafifçe aralayıp dışarıya, Rize’nin zifiri karanlık vadisine baktım. "Metehan Bey," diye mırıldandım cama doğru. "Siz orada vatanı bekliyorsunuz... Ben burada sizin yolunuzu bekliyorum. Allah sizi ayağınıza taş değdirmeden geri get…

Bölümün tamamını WritePad'de oku