4.Bölüm
Yazar: e-kitapyazarim

Hazal Türk Hayatımda neredeyse hiç kaçırılmamıştım. Küçüklüğümü saymazsak... Şuan birisinin omzunda taşınıyordum. Ve bu salaklar çantamı çıkarmamışlardı. Bu şekilde kaçırma planı hiç görmemiştim. Yavaşça kolumu hareket ettirdim ama bu çantayı çıkaramazdım. Bu nedenle üzerimdeki kabanın cebine elimi attım. Neredeyse hareket etmiyordum. Cüzdanımı bulunca yine yavaşça çıkardım ve yere en sessiz şekilde atmaya çalıştım. İnşallah bu cüzdanı görüp içini açmayı akıl ederlerdi. Yani ederler değil mi? Edemeyecek kadar salak olacaklarını düşünmüyordum. Sonuçta Türk askeri olmuşlardı. Kısa bir süre sonra bir kulübeye girdik. Ben ise uyandığımı belli etmemek için gözlerimi kapattım. Beni sandalyeye bıraktıktan sonra ellerimi arkadan, ayaklarımı aşağıdan bağladılar. Bir süre bekledikten sonra etrafı telefon sesi doldurdu. Telefonu çalan adam telefonu açtı. Bir süre dinledikten sonra "Evet ağabey, kızı burada." Dedi. Bir dakika, o kişi ben oluyordum. Ama benim ailem... Ölmüştü. Burada ne haltlar dönüyordu? Ve o "ağabey" dediği kişi kimdi? Telefonu kapattığını anladım. İçlerinden birisi telefonla konuşan adama soru sordu. "Bu işten ne kadar para kazanacağımız söylendi mi sana?" Dedi. Tabii ki para içindi. Şaşırmamıştım. "Çok... Çok para kazanıcağız. Daha sonra buradan kaçıp hayatımızı yaşayacağız." Dedi telefonla konuşan adam. Hiç zannetmiyorum. Tahminen yarım saat olmuştu ve gün bitmeden beni bulacaklarına inancım tamdı. Bulamazlarsa... Kendim kurtulmayı denerdim. Tabii ben bunları düşünürken kafam öne eğikti. Hâlâ yalanı sürdürüyordum. Kısa bir bekleyişten sonra kapı sertçe açıldı. Ben kafamı hâlâ kaldırmamıştım. Timi adamları alırken o da bana doğru geldi. Kalbimin atışı hızlandı. Neden hızlanmıştı. Bu yanlıştı, hızlanmamalıydı. Yanıma ulaşınca eliyle çenemi tuttu nazikçe, kafamı kaldırdı. Eş zamanlı olarak gözlerimi açtım ve gözlerine baktım. Gözleri endişeli mi bakıyordu yoksa umursamaz mı? Labirent gibiydi gözleri, doğru yolu bulmak için yanlış yapmalıydık. Onu anlamak için ilk önce onu zorlamalıydık. Gözlerini düşünmeyi bıraktım ve alayla konuştum. "Beni çözmeyi düşünmüyorsun sanırım komutan." Dedim. Kendine geldiğinde arkama geçti ve ellerimi çözdü. Ona gerek kalmadan kendim çözdüm ayaklarımı. İpleri çözünce ayağa kalktım. Kalkınca gözlerim karardı ve geriye sendeledim. Kolumda bir el hissettim. Biraz kendime gelince düzeldim. Kolumu çektim ondan. O da kendini dikleştirdi ve konuya girdi. "En azından ormana tek gitmek yerine timdeki bir askerle gidebilirsiniz. Ya da sadece timdeki asker gidebilirdi. Issız bir tek gitmeniz yanlıştı. Size zarar gelebilirdi." Dedi. Ah, beni düşündüğünden değil kendi mesleğini düşündüğü için söylemişti. Ama onların mesleğine zarar verecek bir harekette bulunmazdım. O kadar bencil bir insan değildim. Kaşlarımı hafif çattım ve karşısına dimdik geçtim. "Mesleğiniz tehlikeye girmezdi. Ayrıca bu konuda başkasının mesleğini tehlikeye atacak kadar bencil bir insan değilim. Askeriniz teklif etti ve bende reddettim. Evet yaptığım belki yanlış ama o da benim yanlışım. Sizi ilgilendirmez" dedim. Yaptığım yanlışları kabul ederdim ama beni uyarmak onlara kalmamıştı. Çünkü yanlışta benim, doğruda benimdi. Sabır ister gibi kafasını yana çevirdi ve nefes aldı. "Tamam Hazal Hanım. Buyrun buradan gidelim ve sizi ait olduğunuz yere bırakalım." Dedi ve kapıyı işaret etti. Ben ise her zamanki gibi karşındakini sinir edecek bir gülümseme sundum. Evet çok yapmacıktı ama karşı tarafı sinir edende buydu. Üzerimdeki toz toprağı umursamadan kabanımı biraz daha kapattım. Herkes arabaya bindi ve en son bende bindim. Ben binince araba hareket etmeye başladı. Ben yola bakıyor olsamda yanımdaki ve arkamdaki meraklı bakışların farkındaydım. Doğrusunu söylemek gerekirse aklım hâlâ beni kaçıran kişi ile ailemin bağlantısıydı. Eğer benim için "Onların kızı" dediyse beni değil annemle babamı tanıyordu. Aklımdan geçen sorulardan biri ise "Kaçırtan kişi Hayalet olabilir mi,?" Sorusuydu. Çünkü cevap evet ise geçmişte aradığım pek çok soruya c…