Sİ - 14
Yazar: sude b.

HIM – Gone With The Sin. BÖLÜM 14; GEÇMİŞ, GEÇMEMİŞ Asil ve Duru, 12. sınıftayken... Hiçbir zaman okulun futbol sahasına ilgi duymamıştım. Civarındaki yeşilliklerin aralarında bulunan banklarda bir kez bile oturmamıştım. Okulun ön bahçesi benim takıldığım tek alandı ancak son zamanlarda okul çıkışlarında sıklıkla kendimi futbol sahasının çevresinde takılırken buluyordum. Sanırım son zamanlarda demek biraz hafif kaçardı. Son aylarda demeliydim belki de. Çoğunlukla sahaya en yakın olan banka oturup beni fark etmesini beklerdim. Fark ettikten kısa süre sonra oyununu sonlandırıp yanıma gelirdi. Okulda çıkış saati dışında Asil'i pek gördüğüm söylenemezdi. Bunda hem sınıflarımızın ayrı olmasının etkisi vardı hem de diğer öğrencilerin olduğu bir ortamda yanıma gelmek istemediğini hissediyordum. Açık açık dile getirmemiş olsa da yüzünde oluşan o rahatsızlık hissini artık tanıyordum. Burslu olan herkesle kafayı takmış olan o ekiple uğraşmak istemiyordu. Belli etmemeye çalışsa da onların, kendisini küçümsemeye çalışmasını kafaya fazlasıyla taktığı belliydi. E haliyle bu laflar bizi yan yana gördüklerinde de artıyordu. Asil onlarla uğraşmak istemediği için ben de o tayfanın ağzına laf vermemek adına teneffüslerde pek yanına gitmiyordum. Ama okul çıkışında bu sahanın yanındaki bankta buluşmak aramızda gizli bir söz gibiydi. O hep soluğu burada alırdı, benim de geleceğimi hep bilirdi. Ki öyleydi de. Acilen eve gitmem gereken durumlar olmadığı sürece çıkış zili çalar çalmaz soluğu burada alırdım. Şimdi yine o anlardan birindeydik. Asil sahada tek başına futbol oynuyordu. Ben bankta oturmuş kitabımı okuyor, ara sıra onu izliyordum. Çoğunlukla onu izliyordum. Bilmiyorum, kitabımı okumayı çoktan bırakmış da olabilirdim. Tek başına nasıl oynayabildiğini hep merak ederdim ve onu izledikçe buna bir anlam verebilmeye başlamıştım. Oynamayı gerçekten isteyen birine yalnızlık engel olmazmış. Üstelik okul çıkış saatimiz ile onun kafedeki mesaisine başlaması arasında bir buçuk saatten kısa bir süre vardı. O sürede dinlenmek yerine vaktini sahada geçiriyordu. Bir gün hak ettiği yerlerde olduğunu görmeyi ve o hayallerine ulaşırken yanında olmayı ne denli istediğimi gün geçtikçe daha iyi anlıyordum. "Duru!" Asil'in bana seslenen sesini duyduğumda kafamı kaldırıp bakışlarımı sahaya doğru çevirdim. Kitabı okuduğum falan yoktu ama aniden bana bakarsa onu izlerken yakalanmamak için gözlerimi sayfalarına dikmiştim. "Efendim?" diye seslendiğimde, Asil sahanın kenarındaki demir tellere doğru yürüyordu. "Gelsene." Gözlerim ondan başka kimsenin olmadığı sahada kısaca bir tur attı. Şimdi beni neden sahaya çağırıyordu ki? "Neden?" Omuzlarını kaldırıp indirdi. "Gel işte." Belli ki o da benim sahaya neden gelmemi istediğini bilmiyordu. Sorun değildi. Oturduğum banktan kalkarken benim de bana mantıklı bir sebep sunmasına ihtiyacım yoktu. Onunla vakit geçirme fırsatını tabii ki değerlendirirdim. Sırt çantamı alıp tek omzuma taktıktan sonra fermuarını açıp kitabımı içine yerleştirirken bir yandan da sahaya girişi sağlayan kapıya doğru yürüyordum. Sahanın içerisine adımımı attığımda Asil'le aramızda birkaç metre kadar kısa bir mesafe vardı. Kolunun altına aldığı topla birlikte bana doğru yaklaşıyordu. Okul formamız siyah alt ve beyaz üstten oluşuyordu. Hava biraz serin olsa da formanın kısa kollu üstünü giymişti. Saçları dağınık bir şekilde alnına dökülüyordu. Bu ona hafiften serseri bir imaj çiziyordu. "Hiç futbol oynadın mı?" Hevesle sorduğu soruya kafamı iki yana sallayarak cevap verdim. Futbolla ilgilenmezdim bile. Sadece şu sıralar fazlasıyla yakından izleyicisi olmuştum. Ona da Asil etkisi diyebilirdik. "Süper," dedi. "İlk futbolunu benimle oynayacaksın öyleyse." Çantamı, demir çite yaslanacak şekilde çimlerin üzerine yavaşça bırakırken gülmekle kaşlarımın çatılması arasında gidip geliyordum. "Nereden esti bu şimdi?" "Hep izleyici olmakla olmaz bu iş." Kaşlarım havalanırken sordum. "Benim oynamak istediğimi nereden biliyorsun?" Bir anlığına duraksadı. "Oynamak iste…