Sİ - 11
Yazar: sude b.

BÖLÜM 11; TERAPİ "Asil, terapi denen şeyin böyle bir şey olmadığını biliyorsun değil mi?" Asil dizinde hiç zorlanmadan sektirdiği topu havalandırmaya devam ederken isyan dolu bir sesle dayanamayıp konuşmuştum. Yine ve yine beni deli etmek üzere olduğu günlerden birindeydik. Üzere bile değil, çoktan deli etmiş dahi olabilirdi. Danışman bulup seans yapmam gereken derste, ilk seansın raporunu yarın derste hocaya teslim etmemiz gerektiğini bugün sabahın köründe sınıf grubundan gelen mesajlara bakarken öğrenmiştim. Bu aralar okul hakkındaki sorumsuzluğum her konuda kendini belli ediyordu. Yapıp teslim etmem gereken ödevleri ve projeleri unutmak hiç benim yapacağım cinsten hareketler değildi. Öğrendikten sonra danışanım olmak için bu kadar hevesli olan Asil'e mesaj atmak zorunda kalmıştım. Bugün antrenmanda olacağım, tesise gel. Orada yapalım. Evet bana yazdığı şey buydu. Kulübün voleybol takımına ait bir tesise babam dolayısıyla istediğim gibi girip çıkabilirdim ancak daha önce futbol takımının ne tesisine girmiştim ne de stadyumuna. Futbolda takım bile tutmazdım ki. Benim sporda desteklediğim takımlar Fenerbahçe ve Galatasaray'ın voleybol takımlarından ibaretti. İkisini bir arada desteklemek absürttü ama başka şansım yoktu. Birinde babam antrenörlük yapıyordu diğerinde ikizim altyapısında oynuyordu. Hal böyle olunca daha önce adımını atmadığım bu tesise kolay kolay girebileceğimi sanmamıştım ama bu takımdaki üçüncü antrenman gününden bile Asil nasıl bir çevre edindiyse, güvenliğe beni içeri alması için adımı söylemek yetmişti. Önceden geleceğim haber verilmiş olmalıydı. Tabii ilk geldiğimde takımın tamamı antrenmanda olduğu için bir köşeye sinip, kimseye varlığımı belli etmeden çalışmalarının bitmesini beklemiştim. Bir kişi bile kim olduğumu ve burada ne işim olduğunu sorsa utancımdan yerin dibine girebilirdim ama neyse ki öyle bir şey olmamıştı. Antrenmanın ardından herkes dağıldığında Asil, beni fark edip yanına gitmem için işaret yapmıştı. Şimdi tesiste, açık alanda, antrenmanlar için kullanılan bir futbol sahasının içindeydik. Üçüncü dakikadan yaptığım gözlemlere göre Asil terapinin ne demek olduğunu falan bilmiyordu. Ya da işine geldiği gibi davranıyordu. Her neyse neydi. Sadece sinirlerimi yavaştan köpürtmeye başladığını hissediyordum. "Ben danışanım," dedi. "Terapinin ben nasıl istiyorsam öyle gitmesi gerekmiyor mu?" Terapi ortamımızın kesinlikle bir futbol sahası olmaması gerekiyordu. Kimsenin ve hiçbir etkenin bizi etkileyemeyeceği, sessiz bir terapi odasında olmalıydık. Ayrıca Asil'in karşımda bir koltukta oturması gerekiyordu, sahada top sektirmesi değil. Başlı başına saçmalıklar silsilesinin içindeydik ve bence benimle dalga geçiyordu. "Danışman olarak bu terapötik ilişkide benim de isteklerim önemli. En azından şu topla oynamayı bırakamaz mısın?" Bakışlarını bana doğru çevirirken yüzünün gülmeyle karışık bir ifadeyle buruştuğunu gördüm. "Terapötik ilişki mi?" "Danışan ve danışmanın arasında kurulması gereken ilişkiye verilen ad," diye açıkladım, büyük bir sabır örneği göstererek. Hiç yapmadığım bir şeyi yapıp onu alttan almaya çalıştıkça daha çok sinirlerimi bozuyordu. Kasıtlı yaptığına ikna olmuştum. Psikolog kimliğime yakışır şekilde sakin olmalıydım. Asla topu onun kafasına geçirmeyi falan düşünmemeliydim. "İkimizin arasında bir ilişki var zaten," dedi gevşek bir tavırla. Gözlerimi devirdim. "O öyle bir şey değil geri zekâlı." Abartılı bir şaşkınlıkla kaşlarını havalandırdı. "Bana geri zekâlı dedin," dedi, sanki benden ilk kez duyduğu bir hakaretmiş gibi. Dudaklarıma yapmacık tatlılıkta bir gülümseme kondurdum. "Hasta olduğunu beni yormadan kabullenmiş olduğun için sana minnettarım." Kafasını onaylarcasına salladı. "Hasta olduğum doğru ama sandığın konuda değil." Hangi konuda olduğunu bile sorgulamak istemeyeceğim kadar çok sabrımı sınamıştı. "Lütfen şu işi adam akıllı bir şekilde yapıp ayrılabilir miyiz? Daha bu seansı rapora dökmem gerekiyor." Eve kadar bir buçuk saatlik bir yol çekmek zorunda olmam da cabasıydı…