V.
Yazar: Naz

Yağmur artık bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Nefes nefese koşarken ciğerlerim yanıyordu. Dar sokaklar, çöp konteynerleri, paslı yangın merdivenleri... İstanbul'un karanlık yüzü geceleri başka bir şehre dönüşüyordu. Baran hâlâ kolumu bırakmıyordu. "Yavaşla," dedim dişlerimin arasından. "Arkandakiler yavaşlamıyor." Ne kadar sinir bozucu bir adamdı. Bir yandan hayatımı kurtarıyor, diğer yandan insanı tokatlamak isteği uyandırıyordu. Sokağın sonuna geldiğimizde Baran beni sertçe bir binanın içine çekti. Eski, terk edilmiş bir apartmandı. Rutubet kokuyordu. Kapıyı sessizce kapattı. İkimiz de birkaç saniye nefeslendik. Dışarıdan ayak sesleri geliyordu. Yaklaşıyorlardı. Baran silahını kontrol etti. Son mermi. "Harika," diye mırıldandı. "Ne oldu?" "Ya şansımız çok kötü..." dedi gözlerini kapıya dikerek, "ya da içeriden biri konumumuzu satıyor." İçeriden biri. İhanet yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyordu. Bu örgütte güven diye bir şey yoktu. İnsanlar birbirini satıyor, sonra da sadakat konuşması yapıyordu. Mafya dediğin şey biraz pahalı bir psikolojik çöküş zaten. Baran aniden bana döndü. "Telefonunu ver." "Niye?" "Takip edilmiş olabilir." Tereddüt ettim. Telefonumun içinde sahte kimliğim, bağlantılarım, her şey vardı. Baran bunu fark etti. "İzel..." dedi tehlikeli şekilde sakin bir sesle. "Şu an seni sorgulamak için zamanım yok." İlk defa gerçek ismimi söylememek için bu kadar zorlandım. Telefonu ona uzattım. Tek hamlede kırıp yere attı. "Cidden mi?" diye fısıldadım. "Duygusal bağ kurduysan üzgünüm." "İçinde hayatım vardı." Baran kısa bir kahkaha attı. İlk kez. Ve o ses... beklediğimden daha sıcaktı. "Bu şehirde herkesin hayatı bir tuğlayla parçalanabilir." Sonra bir anda sustu. Çünkü dışarıdaki ayak sesleri durmuştu. Sessizlik. Tehlikeli sessizlik. Baran beni arkasına itti. Kapı kolu yavaşça hareket etti. Kalbim deli gibi atıyordu. Kapı açıldı. İçeri giren adam maskeliydi. Elinde susturuculu silah vardı. Baran hiç düşünmeden ateş etti. Adam yere düştü. Ama yalnız değildi. İkinci adam karanlığın içinden çıkıp Baran'a saldırdı. Silah yere kaydı. İkisi duvara çarparak boğuşmaya başladı. Nefesim kesildi. Baran adamın boğazını tutup duvara vurdu ama diğer adam bıçağı çıkarıp Baran'ın omzuna sapladı. "Baran!" Kan. Bir anda her yere yayıldı. Baran acıyla dişlerini sıktı ama adamı bırakmadı. Kafasını sertçe duvara geçirince saldırgan yere yığıldı. Sessizlik tekrar çöktü. Ben donup kalmıştım. Baran ise duvara yaslandı. Kan ceketinden aşağı akıyordu. "Harika gece," dedi nefes nefese. "Gerçekten harika." Yanına koştum. "Elini çek." "Bakmam lazım." "İyiyim."dedi. "Kanıyor gerizekâlı." Kaşını kaldırdı. Sonra... güldü. Gerçekten güldü. "İlk defa dürüst bir şey söyledin." Sinirden gözlerimi devirdim ama ellerim titriyordu. Tam ceketini açarken boynundaki şeyi gördüm. Bir kolye. Ucunda küçük metal bir iskambil sembolü vardı. Sinek valesi. Ama arkasında kazınmış başka bir şey daha vardı. Babamın adı.