II.
Yazar: Naz

Baran Pars gözlerini üzerimden çekmedi. İnsan bazı bakışların tehlikeli olduğunu hisseder. Silah gibi değil. Daha kötü. Çünkü kurşun sadece bedenine işler. Bazı insanlar zihnine girer. Benim hatam ona fazla uzun bakmak oldu. “Elin neden durdu?” diye sordu. Sesi yükse değildi ama odadaki herkes susuyordu. Güç bazen bağırmazdı. İnsanlar zaten korkudan dinlerdi. Dilim damağıma yapıştı. Yalan söyle Deniz. “İskambil oyunlarını sevmem.” Baran hafifçe başını eğdi. Gülümsedi mi, emin olamadım. O adamın yüzünde duygu görmek sisin içinde bıçak aramak gibiydi. “İnsanlar genelde sinek kartından hoşlanmaz,” dedi. “Ölümü çağrıştırıyor.” Boğazımdaki düğümü yuttum. Çünkü çocukken babam bana kartları öğretirdi. Maça savaş demekti. Kupa aşk. Karo para. Sinek ise ihanetti. Ve ihanet bizim ailemizi mezara gömmüştü. Masaya viskiyi bıraktım. Çıkıp gitmem gerekiyordu. Planım buydu zaten. Sessizce içeri girecek, yüzünü görecek ve emin olacaktım. Ama Baran aniden konuştu. “Adın ne?” Bir saniyelik sessizlik. Gerçek ismimi söyleyemezdim. "İzel.” Sahte isim ağzımdan kusursuz çıktı. Yıllardır bunu çalışıyordum. Çünkü bu dünyada gerçek kimliğini verirsen insanlar onu senden almak için kullanırdı. Baran ağır adımlarla bana yaklaştı. Şimdi daha net görebiliyordum onu. Koyu renk gözleri uykusuz görünüyordu. Sol kaşının üstünde ince bir yara izi vardı. Takım elbisesinin altındaki omuzları gergindi sanki sürekli savaşa hazır yaşıyordu. Ve nedense… yorgun görünüyordu. Bu düşünce sinirimi bozdu. Canavarların yorgun görünmeye hakkı olmamalıydı. “Daha önce seni görmedim, İzel.” “Yeni başladım.” “Yalan.” Kalbim sertçe çarptı. Baran önümde durduğunda nefesi yüzüme çarpıyordu artık. “Bu kulüpte çalışan herkesin dosyasını bilirim,” dedi. “Senin kaydın yok.” Lanet olsun. Panik yapma. Korku, yanlış hareket yaptırırdı. Ben korkmayı yıllar önce bırakmıştım. Ya da öyle sanıyordum. Tam konuşacaktım ki kapı sertçe açıldı. İçeri giren adam nefes nefeseydi. “Baran abi, limanda sıkıntı çıktı.” Baran gözlerini benden ayırmadan konuştu. “Ne olmuş?” “Biri malları polise sızdırmış.” Oda bir anda buz kesti. İhanet. Bu örgütte en büyük günah buydu. Baran birkaç saniye sustu. Sonra cebinden küçük bir bıçak çıkarıp masadaki sinek valesinin tam ortasına sapladı. Tak. “O zaman köstebeği buluruz,” dedi sakince. “Ve örnek olsun diye canlı bırakmayız.” İçim ürperdi. Çünkü o an şunu fark ettim: Ben yanlışlıkla bir mafyanın içine sızmamıştım. Ben bir savaşın tam ortasına düşmüştüm.