1.BÖLÜM
Yazar: Yazan Kelebek

Bazılarınız bu kitabı ilk yayınladığında okumuştu ve bazılarınızda muhtemelen yeni keşfetti. Umarım kitabı beğenirsiniz ve eğer lütfen önceden okuduysanız, kitabı baştan yazdığımı ve çok fazla değişiklik olduğunu bilin ve bir de spoi içerikli yorumlar bırakmayın. Buraya kitabı okumaya başladığınız tarihi bırakabilirsiniz. Yorumlarınızı bekliyorum. İyi okumalar ❤️ 1.BÖLÜM Canımız her zaman en yakınlarımız tarafından yakılır ve en hayatımızdaki en büyük yıkımlara sebep olan kişiler ise bir adım arkamıza saklanırdı. Bazen bu kişilerin gerçek yüzünü görebilecek kadar şanslı olurduk bazen de onları fark edemeyecek kadar şanssız. Yitirilen zamanı ve yaşanmamışlıklara hiçbir cezanın yeterli gelmeyeceğini başımıza gelmeden bilemezdik. Bir saniyenin bile ne kadar çok değerli olduğunu kaybetmeden anlayamazdık. Vicdanın çektirdiği azap gerçekleri tamamen ortaya seremese de geleceğin daha fazla suça ev sahipliği yapmasını istemezcesine gerçeklerin bir kısmını ortaya çıkarmıştı. Bu dünyanın en masumlarından olan iki kız çocuğu, daha doğar doğmaz hiçbir cezanın yetersiz kalacağı bir suçun gölgesine büyümek zorunda kalmıştı. Ailelerinden koparılarak birbirlerinin hayatlarını çalmışlardı ve o çalınmış hayatlarla yaşamak zorunda kalmışlardı. Ve artık çalınmış hayatların gerçeklerine kavuşma vakti gelmişti. ... Mevsimler zamanlarını biraz geciktirse de kış, bu gecikmeyi telafi etmek istercesine soğukluğu ile tüm havayı kaplamış ve insanların üzerlerini kat kat giyinmelerine neden olacak kadar üşümelerine sebep olmuştu. Dolunay, soğuk havadan korunmak istercesine montuna sığınsa da hala üşüyordu. Saatlerdir okulda olmanın getirdiği yorgunluğun üzerine üşüyor olması da mayışmasına sebep olmuştu. Eve gidene kadar gelen uykusu yüzünden ara sıra esnediğinden eve varır varmaz sıcacık yatağına girerek uyuyacağını biliyordu. Eve geldiğinde içeriyi saran sessizlik kendisini huzursuz hissetmesine sebep olmuştu bu yüzden televizyonu açarak rastgele bir kanalı seçti ve evin içerisine kısık sesli bir şekilde açık kalan programın sesinin yayılmasını sağladı. Okul formalarını çıkartarak rahat bir pijama takımı giydikten sonra sıcacık yatağının içine girmişti. Sadece günün değil yavaş geçen haftanın da yorgunluğunu üzerinden atmak için saatlerce uyumak istiyordu ayrıca son birkaç gündür de boğazları ağrıyordu. Hasta olmamak için dikkat etse de pek bir işe yaramamış gibi görünüyordu ama uyursa kendisini daha iyi hissedeceğini düşünüyordu. Bilinci uyumak ve uyanıklık arasında gezinirken sesi açık olan televizyon programının sesine zil sesi de karışmıştı. Beklenmeyen ses ile irkilerek gözlerini açtığında isteksiz bir şekilde yatağından çıktı. Gergin adımlar ile çalan kapıya ulaştığında parmak uçlarında yükseldi ve kapının deliğinden baktı ancak tanımadığı insanları gördü. Kapı yeniden çalındığında hafifçe irkildi ve tereddütle kapıyı biraz araladı. Sesi hem boğazı ağrıdığından hem de uyumak üzere olduğundan ''Kime bakmıştınız?'' diye sorarken hem boğuk hem de kısık çıkmıştı. Genç adam , ''Aysun ve Fırat Çalışkan için gelmiştik.'' Dedi. "Annem ve babam evde yok." Yaşına rağmen tek bir saç tutamına aklar düşmemiş olan kahverengi saçlı adam ''Ne zaman gelirler?'' diye sordu. ''Bir saate kadar gelirler.'' Arkada duran genç adam dışarıda kalmaktan sıkılmış bir şekilde ''Onları içeride beklememizin bir sakıncası var mı?'' diye sordu. ''Sizi tanımıyorum, içeri giremezsiniz.'' Kızıl saçlı kadın omuzların aşağı sarkan saç tutamını kulağının arkasına sıkıştırırken ''Bir saat sonra tekrar geliriz.'' Dedi. Dolunay başını belli belirsiz sallayarak kapıyı kapattığında uykusu tamamen açılmıştı ve bu insanların ailesini nereden tanıdığını anlamaya çalışıyordu. Kendine biraz daha gelebilmek amacıyla yüzünü buz gibi suyla yıkadı. Üzerindeki pijama takımı ince gelmiş olmalıydı ki bedeni üşüyordu bu yüzden de üzerini değiştirerek daha kalın bir kazak ve az önce gelen insanların eve misafirliğe gelme ihtimaline karşı da siyah bir pantolon giymişti. Aysun ve Fırat Çalışkan, işten dön…