Kendini Gerçekleştiren Kehanet
Yazar: Duru

Bu kitabın gerçek hayatla hiçbir ilgisi olmamakla birlikte, kişiler ve olaylar tamamen kurgudur. Olumsuz örnek içerir. Yetişkinlere yöneliktir. Şimdiden eğer bir yazım hatası varsa, hepinizden özür diliyorum. Ve sizi çok seviyorum ateş böceklerim. Bol bol yorum yapmayı ve oy kullanmayı unutmayınnnn 💋💋 -İnsan insana nasıl hükmeder, Winston? Winston biraz düşünüp -Acı çektirerek,dedi Bazen insanın başına gelenler, onun düşündüklerinden ibaretmiş gibi gelir. Sanki zihninin en karanlık köşelerinde sakladığı ihtimaller, birer birer gerçekliğe sızar ve sen ne kadar "bu sadece bir düşünce" diye kendini ikna etmeye çalışırsan çalış, hayat inadına o düşüncenin etrafında şekillenmeye başlar. Tam bu noktada bu duruma afilli bir isim vermişler. Kendini gerçekleştiren kehanet, demişler. İnsanın korktuğu şeyin, kaçtığı gerçeğin, eninde sonunda ona dönüşmesi... Ben zaten en başından beri yanlış bir şey olduğunu hissetmiştim. Ama hissetmekle bilmek arasında, insanın kendine itiraf edemediği kadar büyük bir uçurum varmış. Şimdiyse o uçurumun dibindeyim, ve gerçekler bir cellat gibi boğazıma yapışıp beni zorla o uçurumdan itmeye çalışıyor. Bense durup sadece aşağıya bakıyorum, çünkü başka çarem yok. Mektubu okuduktan sonra, zihnimde bir yıl boyunca bastırdığım ne varsa yüzeye çıkmaya başladı. Bir patlamanın sesi, spikerin yüzündeki hüzün, insanları acı haykırışları, düzinelerce cenaze... Hepsi sanki tekrar tekrar yaşanıyormuş gibi. Bunun bir kaza olmadığından emindim ama yine de canımın bu kadar yanmasına anlam veremiyordum. Gerçeği bilmek ve gerçek olduğunu hissetmek arasında gerçekten çok fark vardı ve aradaki farkı anlayınca hiçbir yalan sana yeterince inandırıcı gelmiyordu. Dönüşü olmayan bir yola girmiştim sanki. Bu düşünce insanı yavaş yavaş çürüten bir şey. Çünkü geleceğini ön görülemez sanırsın, ama artık yaşayacağım şeylerden korkmaya başlamıştım. Gözlerimi ne kadar kaçırmaya çalışsam da karşıma çıkan isimler kafamı karıştırıyordu ve anlayamadığım şeylerde vardı. Bir adamdan bahsetmişti. Kimdi ki bu adam ? Benim için her şeyi yaparmış... Bundan daha çok merak ettiğim şeyler vardı. Mesela İnfernum gibi bir yere nasıl gireceğim. Çünkü bu mektuptan sonra asla ama asla burada kalamazdım. En azından Rusyaya gidip bir şeyler öğrenmek zorundaydım. Blackwood... Adını düşündüğüm anda zihnimde beliren yüz, beni en az öğrendiğim diğer şeyler kadar rahatsız ediyordu. Babam ona güvenmemi söylemişti. İnsan, hayatında en çok güvendiği kişi tarafından yönlendirildiğinde şüphe duymayı bile unutuyor. Ama ben unutmamalıydım ve neye güveneceğimi bile bilmiyorum. Bir yanda beni bu karanlığın içine çeken gerçekler, bir yanda beni koruduğunu söyleyen bir adam ve ortasında ben... bir yıl önce kaybettiği ailesinin yasını bile tutamamış, çünkü yas tutmak için bile önce gerçeği bilmesi gereken biri. Ben iyi değilim. Bunu ilk kez bu kadar net kabul ediyorum. Çünkü insan kendine ben iyiyim dediği sürece durur, bekler, iyileşeceğini sanır... ama iyi olmadığını kabul ettiği anda iyileşmek için harekete geçer. Psikolojik iç çözümlemelerimden sonra aklama telefonuma düşen bildirim geldi. Hemen telefona doğru baktım. Mesajı gönderen kişiyi tahmin etmek zor değildi. Blackwood göndermiş olmalıydı, bana mektubu o vermişti. Bir süre daha çöktüğüm yerde sessizce içime içime ağladım. Kalkmak için harekete geçtiğim anda dizlerimdeki uyuşuklukla sendeledim. Sandığımdan daha uzun süredir burada olmalıyım. Ayağa kalktığımda ıslak yüzümü ellerimle sildim. Keşke gözyaşlarımı silmek kadar kolay olsaydı hayatım, keşke elimin tersiyle temizlediğim yüzüm kadar hızlı bırakabilseydim üzülmeyide. Mesaja ne cevap vereceğimi bilmiyordum. Daha doğrusu hangi duyguyla yazacağımı bilmiyordum. Korkuyla mı? Öfkeyle mi? Yoksa artık hiçbir şeyin tesadüf olmadığı gerçeğinin verdiği boğucu hissin içinde mi? Telefonu yavaşça masaya bıraktım, cevap vermek istemiyordum. Çünkü ben daha kendi zihnimin içindeki sesleri susturamıyorken, başka birine nasıl cevap verebilirdim ki? Derin bir nefes almaya ça…