Giriş ⚘ Şeytanın Resitali
Yazar: Moon Del Rey

Giriş 🩸 Şeytanın Resitali "Yirmi bir yaşıma kadar nasıl öleceğimi hiç düşünmemiştim günlük. Hayatımın nerede ve hangi noktada sona ereceğini, sona eren her şey gibi tekrar ne zaman başlayacağını. O gece bulutlar ağlıyordu. Yaşamın garip bir silsilesi ki inanmadığım bir masal dönüm noktam olmuştu ve yağmur gibi üzerime yağıyordu. Öyle ya... Gözlerini birkaç saniyeliğine kapatıp açtığında etrafındaki her şeyin yok olacağını hiç düşünür müydün günlük? Ben düşünmezdim. Bu en kötü masallarda olurdu. Tam her şeyimi kaybetmişken, kendimi kaybetmişken. Bu yolu kendim seçmiştim. Ölümü kendim seçmiştim. Bu en kolay yol gibi görünüyordu. Ama hayır günlük. İstesem de yapamazdım. Ölemezdim. Gök gürültüsünün de dediği gibi, Başka bir evrende yeniden doğabilirdim." ⚘ ⚘ ⚘ 1538 - Venedik " Karanlık bir denizin içinde çırpınıyorsun, yosunlar seni sarıyor. Bir süre sonra gözlerin kapanıyor ve derin bir uykuya dalıyorsun. Hepsi bu." Duyduğumdan emin olamadığım fısıltılar eşliğinde çıkan sesimle kendime sıraladığım son sözlerimdi bunlar. Birazdan her şey bitecekti ve hiç doğmamış olacaktım. Bir elimle taş köprünün korkuluklarını tutarken diğer elimle firar eden gözyaşlarımı siliyordum. Artık daha fazla acı yoktu. Daha fazla umut yoktu. Kurtulmanın eşiğine gelmişken son bir kez Büyük Kanal'ın fenerleri yanan küçük gondollarına doğru baktım. Buraya sık sık gelirdim. Bir daha göremeyecek olduğumu bilmenin verdiği his kaçınılmazdı. Hıçkırıklarımın arasından, üzerimdeki elbiseyi sırılsıklam eden yağmur damlalarının soğukluğunu hissediyordum. Birazdan beşiğim olacak sular da bu kadar soğuk olacak mıydı? Derin bir nefes alarak ayaklarımın metrelerce altındaki karanlık sulara baktım. Parmaklarımı yavaşça çekmeye hazırlandığımda kulaklarıma yağmurun uğultusunu bastıran yabancı bir ses ilişti. "Henüz ölmek için çok erken değil mi?" Kulaklarımı dolduran bu soğuk ve tok ses bedenimi ürperttiğinde ani bir refleksle bırakmak üzere olduğum korkuluklara daha çok yapıştım. Şaşkınlığım ve korkum yükselirken başımı zorlukla soluma çevirdim. Birkaç metre ötemde köprünün üstünde bir yabancı duruyordu. Üzerindeki pelerinin bir kısmı başındaydı, yüzünü görmek neredeyse imkansızdı. Yine de köprünün başında yanan fenerin ışığında, manzarayı izleyen o keskin yüz hatlarını seçebiliyordum. Dirseklerini korkuluklara dayamıştı. Elindeki pipodan yükselen duman havaya karışıyordu. Ne zamandır buradaydı ve onu neden fark etmemiştim bilmiyordum. Afallamış ifademle suratına doğru bakarken yağmur tenimi ıslatmaya devam ediyordu. Ona baktığımı biliyor gibi ifadesini ve kanalı izleyen bakışlarını bozmadan tekrar konuştu. "Su buz gibi." Piposundan bir nefes çekti ve dumanı karanlığa doğru üfledi. "Ölmek için daha sıcak bir günü seçmelisin." Karşımdaki yabancının duyduğum ve idrak etmeye çalıştığım sözleriyle neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordum. Hiç tanımadığım bir adam korkuluklara sarılan ellerimi titretmiş, içimde bir ürperti bırakmıştı. Korkumu bastırmaya çalışarak dudaklarımı aralayacağım sırada kelimelerim boğazıma düğümlendi. "Buz gibi su ciğerlerini yırttığında, bu senin için acı verici bir son olur." Gözleri bir anda yüzümle buluştu. Son. Gözleri kehribardı. Ağlamaktan kan çanağına dönmüş gözlerime bakıyordu; intiharın eşiğindeki insanı gören birinin duyacağı o şaşkınlıktan ya da endişeden uzak, soğuk ve ifadesizce. Ölüm. Kulaklarımdan silinmeyen tok sesi nefesimi kesmiş, beynimin en ücra köşelerinde yankılanmaya başlamıştı. Gözlerim bir anlığına ayaklarımın altındaki karanlık sulara kaydı. İçimdeki korkunun neden giderek büyüdüğünü bilmiyordum. Oysa ki birkaç dakika sonra her şeyi bitirecektim. Bu sular benim sonum olacaktı. "Ölmek sandığın kadar güzel değil." Kehribar gözleriyle yaptığı baskıyı hissedermiş gibi gözlerimi tekrar ona çevirdiğimde birkaç adım atarak bana doğru yaklaştı. "Sana çok daha güzel bir şey verebilirim." Ne yapmaya çalışıyordu bilmiyordum. Giderek netleşen yüzünü gördüğümde yutkundum. Keskin yüz hatlarının ve ifadesiz kehribar gözlerinin ardında…