Sevmek yada Sevmemek

B8: Çocuğun Varlığı

Yazar:

Sevmek yada Sevmemek - fatma.betul kitap kapağı
Sevmek yada Sevmemek kitap kapağı

Gece boyunca durmaksızın yolculuk yaptılar. Türlü sebeplerle kutsallaşan amacı uğruna durup soluklanmak zaman kaybıydı. Başkentin en soylu ve en değerli rütbelere sahip üniformalarını geride bırakmış olsalar da duruşlarından asillik eksilmiyordu. Güneş, varış noktasına ulaştıklarını müjdelercesine ufuk çizgisinden yükseldiğinde, gece karanlığına alışmış gözleri güneşin ani ışığı ile kamaştı. Kasabaya vardıklarında, Arout karşılarına çıkan ilk hana yöneldi. Hanın önünde atından indi ve onları karşılayan seyise dizginleri teslim ederken atların özenle bakılmasını tembihledi. Ardından cömert bir bahşiş bıraktı. Küçük kasaba sessiz ve nezihti. Yol güzergahı üzerinde bulunduğundan ve doğal bir konaklama yeri olduğundan, kasabalılar yabancılara karşı peşin hükümlü yaklaşmazdı. Onlara göre her yabancı bir yolcu, her yolcu ise bir kazanç kapısıydı. Kasabadaki evlerin çoğu, konaklamak isteyen yolcular için hanlara çevrilmişti. Bu yüzden kimse nereden geldiklerini ve nereye gittiklerini kimse sorgulamıyordu. Bu durum Arout'un işini kolaylaştırıyordu. Kasabanın yukarısındaki ormana doğru temkinli adımlarla ilerlediler. Elindeki rapora göre o kadın ve ailesi, bu ormanın derinliklerinde gözlerden uzak bir hayat yaşıyordu. Tam da sürgüne gönderilmiş birinin yaşayacağı türden bir hayat... Derin bir nefes aldı ve ormanın girişinde durakladı. Sanki ağaçların ardındaki gerçeği görebiliyormuş gibi keskin bakışlarını yeşil ve kahverenginin birbirine karıştığı ormana dikti. Kalbini dağlayan o sır, işte bu odun yığınının arasında saklıydı. Yeşil yaprakların gözlerden gizlediği, rüzgarın uğultusuyla kuşların ahenk dolu ezgisinin, kulaklara set çekerek kimseye ulaşmasına izin vermediği o gerçek burada filizlenmişti. İlk adım... İkinci adım... Yeşil siluetin ardındaki hedefe yaklaştıkça hayal gücü kontrolünden çıktı. Zihninde canlanan türlü senaryolar, ilk bakış ile başlıyor ancak hiçbirinde ilk söz söylenemiyordu. Hayallerinde bile o kadının gölgesinde nutku tutuluyor, kelimeler ağzında bir tutsak gibi hapsediliyordu. Kendine duyduğu tiksinti ve bıkkınlıkla sık ağaçların, yabani çalıların arasından ilerledi. Arkasından gelen adamlar Arout'un küçük nüanslarda saklı değişimini fark etmişlerdi. Bunca yıl onun emrinde kalabilmelerinin sebebi bu farkındalıktı. Onu yanlışlık provoke etmek mi? Adamlar nefes alışlarını bile kontrol altında tuttular. Sinirlendiğinde ya da huzursuz olduğunda nelere muktedir olduğunu biliyorlardı. Neyse ki ağaçların arasında beliren siluet Arout'un nefretle karışık düşüncelerini dağıttı. Siluet yavaş yavaş tahta bir kulübe şeklini aldığında Arout, adımlarının kontrolünü kaybetmemek için güçlükle kendini tuttu. Heyecan, bedeninin her bir zerresine nüfus ederken, yıllardır elitler sirkinde kendine biçtiği soğukkanlı ve duyarsız rolün dışına çıktığının farkındaydı. İleri atılmak isteyen ayaklarını gururuyla dizginledi. Fakat küçük bir çocuğun tatlı kahkahası kulaklarında sinsice yankılanınca, içgüdüleriyle girdiği savaşı kaybettiğini anladı. Evi çevreleyen tahta çitlerin ardında yaşlı kadın, bir leğenin içinde çamaşır yıkıyor; küçük kız ise etrafında zıplayarak durmadan bir şeyler anlatıyordu. İşleriyle o kadar meşgullerdi ki hala onları görmemiş olmaları Arout'u cesaretlendirdi, onlara yaklaşmayı sürdürdü. Minik kız kadına su sıçrattı. Kadında kız çocuğuna. Kahkahaları ormanda kayboluyor, kulaklarında yankı buluyordu. Bahçe çitine yaslandı. Kız çocuğunun her hareketini yoğun ve uyuşmuş bir ifade ile inceledi. Ancak çok geçmeden büyük annesinin etrafında dönen küçük kızla göz göze geldi. Doğası gereği çocuk önce şaşırdı sonra heyecanla büyük annesinin yakasına yapıştı. "Büyükanne misafirimiz var?" diye civ civ gibi konuştuğunda, Arout artık geri dönüş olmadığını biliyordu. Yaşlı kadın torununu dikkate alarak onların bulunduğu yere döndüğü an kaskatı kesildi. Torunun cahilliğinin aksine bir bakışta tanıdığı simalar dehşete kapılmasına yetmişti. Ancak çok çabuk toparladı. Yüzü ruhsuz ama temkinli bir ifadeye büründü. Ayağa kalkarke…

Bölümün tamamını WritePad'de oku