B7: Hilya'nın Öfkesi
Yazar: fatma.betul

Bölüm görselleri

Kırık beyazla boyanmış duvarlar, girintili çıkıntılı işlemelerle kaplıydı. Altın yaldızlı detaylar odanın her köşesinde kendine yer buluyor, ihtişamı bütüne yayıyordu. Duvarlardan biri oyularak kitaplığa dönüştürülmüştü. Bu süslü odanın, belki de tek mütevazi köşesi sayılabilirdi. Fakat o tahta rafların arasında, bir çok önemli belge ve sırlar kitap ciltlerinin ardına gizlenmişti. Duvarlara ve tavana asılmış, sihir teknolojisiyle aydınlatma amacıyla geliştirilmiş bir çok taş, altın yaldızları ve duvarı farklı renklerle gölgeliyordu. Odanın tam ortasında, sahibinin kim olduğunu tek bakışta belli eden gösterişli bir çalışma masası duruyordu. Üzerinde bulunun tek bir dolma kalem bile sıradan bir insanın hayatı boyunca sahip olamayacağı değerdeydi. Bir kadının zevklerine göre tasarlanmış bu çalışma odası, sahibinin varlığıyla anlam kazanıyordu. Genç kadın, masasının başında elindeki önemli belgeleri incelerken kapı telaşla çalındı. Kadın zarif bir hareketle başını kaldırdı. Göz kapaklarının her hareketi, bir kelebeğin naif kanat çırpışını andırıyordu. Fakat zarafete rağmen sesi, bir mermer kadar sertti. "Gel." İnsana hitap etmeyen bir tonda çıkan tek bir komut kapının hemen açılmasını sağladı. İçeri giren kadın, saygıyla masasının önünde eğildi. "Koruyucu Hilya, size önemli bir haber getirdim." dedi gelen kadın görevli. Dili her bir kelimede dolaşırken, cümlesini zorlukla tamamlayabildi. Hilya önündeki kadının endişeli haline tek kaşını kaldırarak karşılık verdi. Elindeki kalemi ağır ve zarif bir edayla masanın üzerine bıraktı, ardından koltuğuna yaslanıp kadını baştan aşağı süzdü. "Neymiş bu önemli haber, Tilda?" Sesi az önceki köpeğe komut veren tonundan eser taşımıyordu. Yerini dondurucu bir soğukluğa bırakmıştı. Parmakları ise hala yavaş bir ritimle masaya vuruyordu. Koruyucu Hilya'nın değişen ruh halinden etkilenen kadın vereceği haberin ağırlığıyla titremeye başladı. "Koruyucu Aroutun aceleyle başkentten ayrıldığı raporunu aldık." Hilya bıkkınlık maskesinin ardında derin bir nefes verdi. "Ayrıldıktan sonra değil daha ayrılmadan önce bana haber vermeliydiniz." Gözlerini usulca devirdi. Karşısındaki kadın ise titremeye devam ederken başına geleceklerden korkarak kendini savunmaya çalıştı. "Koruyucu Arout'un sıkı denetimi yüzünden takipteki adamlarımız son ana kadar hiç bir şey fark edemediler." "Nedenini öğrenebildiniz mi?" Sesi bu kez histerik bir bıkkınlık taşıyordu. Hiç değilse bunu yapmış olun aptallar dercesine. Ancak bu şekilde konuşacak biri değildi. Asaleti, öfkesini ve nefretini yalnızca imalara dönüştürmesine izin veriyordu. "Tek bir olay dışında dikkate değer hiçbir sıra dışılığa rastlanmadı. Anlaşılan o ki yakın zamanda Koruyucu Arout'u bir ödül avcısı ziyaret etmiş. Ancak o ödül avcısından bir daha haber alınamadı." "Ödül avcısının getirdiği bilgi neymiş?" "Koruyucu Arout’un eski eşinin akibeti." Tilda, bu bilgi için Koruyucu Arout’un yakın çevresinden bir kaç kişiyi yemlemek zorunda kaldıklarını, bahsetmekten kaçındı. Zaten bunu Hilya'nın umursayacağını sanmıyordu. Hilya'nın gözleri kor gibi kızarmıştı. Özenle koruduğu zarafet maskesi çatırdamaya başladı. Masaya ritmik biçimde vuran eli aniden havalandı ve sertçe masaya çarptı. "Ne dedin sen?" Bu kez titreyen Hilya'ydı. Hayır. Olamazdı. Hedefine bu kadar yaklaşmışken aynı basamakları tekrar çıkmak için yere çakılamazdı. Onun ölmüş olması gerekiyordu. Fakat ölü birinin akıbetinden söz edilemezdi. Ancak yaşayandan haber gelirdi. Bu yalnızca bir spekilasyon olsaydı, şimdiye kadar ödül avcısının parçalanmış cesedinin Arout'un odasından toplandığına dair bir bilgi çoktan başkente yayılmış olurdu. Ama... Hayır... Bunun yerine tek gerçek vardı. Ödül avcısı sırra kadem basmıştı. "Hemen en güvendiğim adamlardan iksini ayarla. Tek bir görevleri var. Arout’un izini sürmek ve tehdidi ortadan kaldırmak." Hayat seçimlerle ilgiliydi. Doğru yada yanlış... İnsan kim olduğuyla değil; yaptığı seçimler ve işlediği fiillerle yargılanacaktı. Kibir insanın gözünü kör ederdi. Yanlışlar…