Sevmek ya da Sevmemek

B12: Gri Zehir

Yazar:

Sevmek ya da Sevmemek – fatma.betul kitap kapağı
Sevmek ya da Sevmemek – fatma.betul kitap kapağı

Bu kasabaya geleli sekiz gün olmuştu. Sekiz gece, ve gündüz... Ancak bu tek haneli sayı, kaybedilmiş yılları telafi etmeye yetmiyordu. Küçük kıza yakınlaşmak için bulduğu her fırsatı değerlendirmişti. Antrenmana çıktığında ona yol göstermeye çalışmış, bulaşıkları yıkarken elinden alıp kendisi yıkamış, hatta küçük kızın gözüne girebilmeyi umarak Gremi Ferihan'a çamaşır yıkamada yardım bile etmişti. Yer ve gök biliyor ya, bu kadına katlanmak başlı başına işkenceydi. Çoğu zaman konuşmaları, "Canın cehenneme lanet olası." "Rüyanda bile seni avlayacağım." "Umarım kurtlara yem olursun." gibi sözlerle son buluyor, kadın sırf Arout'u delirtmek için elinden geleni yapıyordu. Yine de kızı için o cadıya katlanmıştı. Kadının ona su dolu leğeni fırlatmasını bile görmezden geldi. Bütün bunlar kızın gönlünü kazanabilmek içindi. Ama nafileydi. Çabaları sonuçsuz kalmıştı. Bilrun ona bakarken karşısındakinin değerini ölçmeye bile tenezzül etmediğini belli eden bir ifadeye sahipti. Boşu boşuna vaktini çalan, dikkate alınmayacak zavallı bir adam olarak kendi yansımasını onun gözlerinde gördüğünde gerçeği anlamıştı: Kızı, hem kendinin hem de Rihim'in inatçılığını olduğu gibi miras almıştı. Her iki tarafında sahip olduğu bu dengesiz huylar yüzünden aile saadetine ulaşmak neredeyse imkansızdı. Umutsuzluğun yuva yaptığı gözlerini bıkkınlıkla devirdi. Arout, çocukla ilgilenmediği anlarda kurdukları kamp alanına gidiyordu. Herkesten uzakta, bir köşede dalgın bir ifadeyle yeşil manzaraya bakarken kara kara düşünüyordu. Şuan olduğu gibi. "Kahretsin. Baba olmak ne zormuş." diye mırıldandı. Geldiğinden beri tırnak ucu kadar bile ilerleyememişti. Onu ilk gördüğünde kızı olduğunu anlamış ve hiç tereddüt etmeden bağrına basmıştı. Buna rağmen karşılaştığı şey, koca bir kayıtsızlıktı. Beklediğinin aksine, onun babası olması küçük kız için hiçbir şey ifade etmiyordu. Bilrun'un düşüncelerini zehirleyen Rihim ve Gremi Ferihan'a nefret duydu. Babalık umudu, göklere yükselmişken, ikisi de o umudu bir havai fişek gibi patlatıp yok etmişti. İntikam üzerine türlü türlü senaryolar kuruyor, zihninde Rihim ile Gremi Ferihan'ı cezalandırmanın yollarını arıyordu. Oturduğu kütüğün sert yüzeyi bedenini rahatsız etmeye başlayana dek uzun süre yerinden kıpırdamadı. Sonra sinsi bir is kokusu geldi ve düşüncelerinin akışını böldü. Koku belli belirsizdi ama onu rahatsız edecek kadar oradaydı; burnunun direğinde. Yine de aldırmadı. Kafasını meşgul etmesi gereken daha önemli meseleler vardı. Babalık onuru gibi... Fakat dakikalar geçse de koku kaybolmadı ve onu ara ara rahatsız etmeye devam etti. Düşünceleri, istemeden ateşin izlerini taşıyan bu kokuya sürükleniyordu. Sanki her nefesinde içine katre katre karanlık akıyordu. Göğsüne ağır bir şey oturmuştu. Ne olduğunu anlayamıyordu. Kokunun, askerlerin yaktığı ateşten geldiğini düşünerek gözlerini o yöne çevirdiğinde bunun imkansız olduğunu fak etti. Askerlerin yaktığı ateşin dumanı onun bulunduğu yere ulaşamazdı. Rüzgâr ters yönden esiyordu. Gözleri karardı. Bakışlarını rüzgârın yönüne çevirdi. Ormanın içindeki eve uzanan patika, ay ışığının altında gölgeli bir manzara sundu. O evde her zaman odun yakarlardı. Ancak baca aracılığıyla yeterince yukarı yükselen duman, rüzgarla birlikte doğanın içinde kaybolduğu için buraya ulaşması olası değildi. Oturduğu kütükten kalktı. Gece, ona fazla bir görüş imkânı sunmuyordu. Belki de kuruntu yapıyordu. Derin bir nefes aldı. İçinde yankılanan kötü hissi bastırmaya çalıştı. Bir koku yüzünden ortalığı ayağa kaldıracak kadar kendini kaybetmemişti. Ancak tam o sırada, evi gözetlemesi için gönderdiği askerlerden birinin nefes nefese onlara doğru koştuğunu fark etti. Dindirmeye çalıştığı kötü his, bendini yıkmış bir barajın suları gibi hiddetli bir ritimle yayıldı ve bütün bedenini sarstı. O hissin kuruntu olmadığını, askerle göz göze geldiği anda anladı. "Komutanım..." diye başladı asker. Fakat sözlerini tamamlayamadan kronik bir öksürük nöbetine tutuldu. Gergin asker, kendi nefesiyle boğuluyor gibiy…

Bölümün tamamını WritePad'de oku