B10: Rihim Nerede?
Yazar: fatma.betul

Arout, geçen bir kaç gün boyunca evin yakınına yaklaşmaya cesaret edemedi. En son nasıl ayrıldıkları düşünülürse, küçük kızın karşısına bir kez daha çıkabilmek için cesaretini toplaması gerekiyordu. Böylece günleri, o ikilinin her sabah güneş doğar doğmaz başlayan rutinlerini uzaktan izlemekle geçti. Küçük kız, sabah erkenden uyanıyor, ardından evin etrafında ondan fazla tur atıyordu. Yaşına yakışmayacak kadar ağır bir sorumluluk bilincine sahipti. Asla rutininden şaşmıyordu. Bahçedeki koşusunun ardından her seferinde evin arkasında kaybolması Arout'un dikkatinden kaçmadı. Hatırı sayılır bir süre orada kalıyordu. Arout, orada ne yaptığını merak etse de varlığının onu rahatsız edeceğini düşünerek şimdiye kadar arka bahçeye yaklaşmamıştı. Fakat bu sabah, küçük kızın kendisini arayan bakışlarından cesaret buldu ve ilk defa onu kulübenin arkasına kadar takip etti. Tüy kadar hafif adımlarla ilerledi. Ancak, arka tarafı görebileceği bir noktaya ulaştığında karşısında gördüğü manzara, onu olduğu yerde dondurdu. Bu kadarı yeter, diye düşündükçe şaşıracak daha çok şey buluyordu. Samanlarla beceriksizce yapılmış kuklalar, paslanmış silahlar ve zırhlar... Evin arkası adeta küçük bir antrenman alanına dönüştürülmüştü. Arout'un gözleri, çevik hareketler sergileyen minik bedene takıldı. Küçük kız elinde tahta bir kılıç tutuyor, kuklaya hunharca saldırıyordu. Onu bir süre uzaktan gözlemledi. 'Neden?' diye sordu. Soru cevapsız kalarak boşlukta kayboldu. Onun kendini böyle zorlamasını anlamıyordu ama bunu bir fırsata çevirmekten de geri durmadı. Ortak bir ilgi alanına sahip olmaları, belki de iletişimlerini geliştirmelerine yardımcı olabilirdi. Saklandığı yerden çıkıp çitin üstünden atladı. "Kılıcı tutarken ki dengen zayıf. Bir muharebede bu tehlikeli olabilir." Sesle irkilen küçük kız, elindeki tahta kılıcı ona doğrulttuğunda yabancıya pençe atan yavru bir kedi kadar sevimliydi. "Her yeri gözetliyorsunuz. Ve bu çok rahatsız edici!" diye istem etse de Arout, küçük kızın sözleri üzerinde fazla durmadı. Nede olsa o, ilk defa tanıştığı babasının varlığını kabullenmekte direnen inatçı bir çocuktu. "Sana yardım etmek istiyorum? Kılıç kullanmak uzmanlık alanımdır." dedi. Kendinden emin bir duruş sergilerken ona küçümseyerek bakan küçük kız, elindeki kılıcı indirip duvara dayadı. Ardından yanındaki ok ve yayı aldı ve gözlerini kısarak adama baktı. Ah bu kızgın hali... Yuvasını istila etmiş yabancıya tıslayan bir yavruyu andırıyordu. Tebessümü yaramaz bir ifadeyle büyüdü. Hakkındaki düşüncelerini dile getirirse, küçük kızın kalpli ölüm oklarının hedefi olma ihtimali vardı. Onu kızdırmak eğlenceliydi elbette. Ama varlığından daha fazla rahatsız olmasına neden olacağı için suskun kalmayı seçti. Küçük kız, kibirli yabancıya maharetlerini keskin bir hareketle gösterdi. Okla hedef aldığı kuklayı özgüvenle tam kafasından vurdu. Sonra adama dönerek sırıttı. "Benim uzmanlık alanım okçuluk. Ne kadarda uyumsuzuz." Böylesine kibirli bir ifadeyle konuşurken bile gönlünde paha biçilmez bir değere sahipti. Kızı gözlerinin radarına girdiği an, sanki bakışlarına pembe bir filtre iniyordu "Bunun sebebi yetenekli bir eğitmenle karşılaşmamış olman." dedi, Arout. Ellerindeki ok ve yaya anlamlı bir bakış attı. "Nede olsa annen ok alanında uzmandı. Ve bunu iyi öğretmiş." "Hayır, hayır, hayır..." Küçük kız, elindeki yayı göz dağı verircesine salladı ve adamın daha fazla konuşmasına izin vermedi. "Bunun sebebi annemi örnek almam." Hülyalı gözlerini gökyüzüne çevirdi. "Annem ok ve yay kullanırken o kadar havalı duruyor ki uzun bir süre sadece yayla çalıştım." Yüzü bir gülüşle aydınlanan küçük kız, adeta bir meleğin hayaline kapılmıştı. Annesini böyle bilmesine diyecek bir şey yoktu. Ancak ikisi arasında suçsuz olan Arout iken kendisini bir şeytan olarak tanıması trajik olandı. "Rihim nerede, küçüğüm?" diye sordu. Gözlerine gölgeler düşmüştü. Her saniye ifadesi kararıyor, bakışları türlü düşüncelerle yontuluyordu. Küçük kız, annesinin adını bir yabancının ağzında duymasıyla b…