B9: Hata
Yazar: fatma.betul

Emhis'e yakın olan bu bölge, sanki Emhis halkının ikiyüzlü doğasından etkilenmiş gibiydi. Gündüzleri tenlerini okşayan ılık meltem, karanlık çöktüğünde yerini soğuk bir havaya bırakıyordu. Bu keskin değişim onları şaşırtmıştı. Başkentin nemli ikliminden tamamen farklıydı. Buna rağmen kasabaya geri dönmediler; ormanın içinde kalmayı tercih ettiler. Keşfedildiği için Gremi Freha'nın torununu alıp kaçma ihtimalini göz önünde bulundurmak zorundaydılar. Arout, evin yakınına kamp kurulmasını emretti. Ardından saatler boyunca çevreyi kolaçan etti. Tabiri caizse, her an yırtıcı bir tehlikenin ortaya çıkabileceği doğanın içindeydiler. Küçğk kızın burada büyüdüğünü düşünmek bile içini acıtıyordu. Bunca zaman çocuğunu tek başına nasıl büyütebilmişti? Buna aklı ermiyordu. Rihim'in sezgisel bencilliği, çocuğu öğrendiği an, ondan kurtulmasını fısıldamış olmalıydı. Belki de yıllar sonra Arout'un serveti üzerinde hak iddia edebilmek için sessizce bekliyordu. Oysa bir ebeveynin çocuğunu diğer ebeveynden saklaması başlı başına bir suçtu. Arout'a ölümü ile ilgili yalan söylemesi yetmezmiş gibi, çocuğunun varlığını da ondan gizlemişti. Hem de böylesi acınası bir haldeyken... Gözlerini kısarak uzaktaki kulübeye baktı. Yine de Rihim'in tek başına iyi bir iş çıkardığını kabul etmeliydi. İki kadının böylesine ilkel imkanlarla yaşanabilir bir yuva kurmasının kolay olmadığına emindi. Sorulacak çok soru vardı. Ancak gece çöktü, ay göğe yükseldi ve hâlâ gelen giden olmadı. Rihim hangi cehennemdeyse geri dönmemişti. Arout'un bakışları karardı. Dudakları ince bir çizgi halini aldı. İfadesiz bir yüzle kulübeye yaklaşırken minik pencereden sızan cılız ışığa dikkatini verdi. Ancak pencerede bir gölge bile belirmedi. Bir süre sonra ışıkta söndü. Beklentilerini derin bir nefesle karanlığa bıraktı. Arkasını dönüp gidecekti. Tam o sırada kapı usulca açıldı. Küçük kız, minik adımlarla elindeki iki tası su çekmek için kullanılan düzeneğin yanına götürdü. Oradaki bezle ikisini de özenle yıkadı. Tasları ay ışığına kaldırıp gülümserken o kadar sevimli görünüyordu ki... Manyetik bir çekime kapıldı. Çitlerin ardından ona doğru yaklaştığını göz göze gelene kadar fark etmedi. Küçük kız tedirgince birkaç adım geri çekildi. Onun, babasının, varlığından korkuyordu. Arout nazikçe kapıdan geçti ve onun özel alanını ihlal etmeyeceği bir mesafede durdu. Ardından diz çökerek göz hizasına indi ve yumuşak bir gülümsemeyle konuştu. "Merhaba, ben Arout. Adını öğrenebilir miyim, miniğim?" Küçük kız dudak büküp bir kaç adım daha geri çekildi. "Büyükannem yabancılarla konuşmamamı tembihledi. Özellikle de sarı saçlı, canavar kadar büyük olanlarla." Arout sinirle kulübeye döndü. Bakışlarının hedefi içeride mışıl mışıl uyuyan Bayan Gremiydi. "Ancak ben yabancı olmayabilirim. Baban olma ihtimalim seni hiç heyecanlandırmıyor mu?" "Hayır hem de hiç." "Hiç mi? Emin misin? Babanın nerede olduğunu hiç sormadın mı?" Küçük kız kızardı. Elindeki tasları kulübenin duvarına çakılmış tahta masaya bıraktıktan sonra yeniden Arout'a döndü. "Annem erzak almaya gittiği seyahatlerden birinde bana birçok masal kitabı getirmişti. Babanın ne olduğunu onlardan öğrendim. Sonra anneme gidip sordum. 'Benim de babam var mı?' Ancak o sorudan sonra o kadar öyle çok üzüldü ki... Bir daha bu kelimeyi sormamam gerektiğini anladım. Çünkü annemi bu kadar üzen birisine ihtiyacım yoktu." Küçük kız ona yaklaştı. Ay ışığında parlayan gözleri Rihim'i anımsatıyordu. Ona dikmiş olduğu gözler, Arout'un içinde tuhaf bir huzursuzluk uyandırdı. "Yani babam olsan dahi annemi üzecek birini istemiyorum. " "Ancak annen… " Cümlesinin devamını getiremedi. 'İnsanlara zarar vermiş biri,' diyemedi. "Annenle iyi anlaşamamış olmam, seninle de anlaşamayacağımız anlamına gelmez." diye değiştirdi sözlerini. Daha başlamadan bu ilişkinin çökmesine izin vermeyecekti. Ancak küçük kız inatçıydı. Kararından dönmeyecek birinin gözlerine sahipti. "Annem bu dünyanın en meleği. Onunla anlaşamamışsan garip biri olmalısın." "Hepimizin yanlışları vardır. Ann…