B4: Pelerinli ile Buluşma
Yazar: fatma.betul

Bölümü yayınlamada geciktiğim için üzgünüm. Uzatmadan sizi bölümle baş başa bırakayım. Yazarınız. • • * ✧ * ☆ * ★ * ☆ * ✧ * • • Gözlerini açmadıkça kendini karanlık bir dünyaya hapsediyordu. Her şey seçimlerle ilgiliydi. Güneşin ışığını engellemek ve sonsuz karanlığa gömülmek için kelebek gibi titreyen göz kapakları yeterliydi. Bu, ne yazık ki basit bir metafor değildi. İnsan küçük sanılan seçimlerle bütün dünyasını altüst edebilirdi. Rihim tecrübelerinden biliyordu, toy bir gençken kontrolünü kaybedip üstesinden gelemeyeceği seçimler yapmıştı... Hatalar ve doğrular, seçimlerle beraber kapısını çaldılar, ona birçok şey öğrettiler. Ancak bazen öğrenmek yetmiyordu duyguları kontrol etmeye; pişmanlık insanı bir yılan gibi boğarken kendini kurtarmak için çözüm arayanlar, uykuyu en hızlı yöntem olarak kabullendi. Ve böylece, büyük bir yanılgının içinde daha derine sürüklendiler. Hiçbir rengin, hiçbir duygunun olmadığı o sonsuz boşluğa yalnızca uyku yoluyla ulaşabileceği doğruydu. Korktuğu renklerin, onun bir parçası olduğunu kabullenmemek ise en büyük acizliğiydi. İradesi, bu boşluğu bir kurtuluş sanacak kadar körelmişti. Aslında kaçmak istiyordu. Fakat basiretsiz benliğinin ve yorgun kalbinin hükmü altında, tek bir karar bile veremeyecek kadar güçsüz düşmüştü. Bu yüzden, depresyonun karanlığında geçen aylarını, "gerçek dünya" denilen o zalimler yuvasına dönmek yerine, umutsuzca yatağında tüketmeyi seçti. Neyse ki zaman ilerleyip acılar geride kaldı, o günleri atlatacak kadar gücünü toplayabildi. Ona geçmişin sahte ilüzyonlarını sunan rüyadan gözlerini araladı, Rihim. Emhis'in parıldayan bahçesi görüşünü kamaştırdığında rahatsızca başını başka yöne çevirmişti. Tedavi olurken bazen uykuya dalardı ancak nadiren rüya görürdü. Bugün bilincinin kontrolünü kaybederek gördüğü, eskileri hatırlatan derin rüyasını kötü bir alamete yormak istemedi. Ayağa kalktı ve sağlığına kavuşmanın rahatlığıyla Emhis'in değerli bahçesine ikinci kez bakmadan mağarada ilerledi. Yaktıkları küçük ateşin yanında yerde serili battaniyenin üzerine oturmuş çocuk sessizce ateşi izliyordu. Çocuğu bir süre gözlemleyen Rihim'in buhranlı ifadesi büyük bir aydınlanma yaşadı, ruhu ferahlarken dudakları farkına bile varmadan yukarı kıvrıldı. Elrin ile göz göze geldiklerinde çocuğun bakışları canlanmış, koşarak ona ulaşmıştı. "Anne." İlahi bir üslupla çıkan sözler Rihim'in içine işledi, hayatındaki her şeyden daha değerli olan çocuk ona kurabiye gibi tatlı bir gülümseme bahşetmişti. "Biriciğim." Çocuğu kucakladı ve yanağından öptü. "Anne, artık dönüyor muyuz?" "Dönelim mi?" "Evet, herkesi çok özledim." Elrin annesinin göğsüne durdurulamaz bir heyecanla yaslandı. Rihim saçlarını şefkatle okşarken kucaklamasını gevşetti, onu alnından öpüp yere bıraktı. " O halde hemen toparlanalım. Oğlumun özlemini giderelim." • • * ✧ * ☆ * ★ * ☆ * ✧ * • • Buzla örtülü dağların yamaçlarından aşağı doğru inerken soğuğun yanında bir çok zorlukla karşılaşmıştı. Doğal akışın bir parçası olarak beyaz gizemin ardında gizlenmiş vahşi hayvanların ortaya çıkma ihtimaline ve engebeli yola katlandı. Neyse ki aşağı indikçe renkler yavaş yavaş değişti, gökyüzü gri bulutlardan kademe kademe arındı. Karlar kuzeye bakan bölgeler ve gölgeler dışında her yerden temizlenirken sıcaklık yaşanabilir düzeye geldiğinde yerini sararmış bir bitki örtüsüne bıraktı. Ne müthiş bir değişim. Canlılık, parça parça da olsa her yeri kapladığında, bu yaşam döngüsünden nasiplenen kuru yüzü renklendi ve çatlamış dudakları nemlendi. "Anne artık kendim yürüyebilirim." diye çağrıda bulunan çocuğu, değişimi fark etmiş olmalıydı. Onu sıkıca sarılı battaniyenin içinde bunalmasını istemedi, eğilip belindeki bağı çözdü ve çocuğu serbest bıraktı. Üstünü başını toplamasına yardım ettikten sonra battaniyeyi katlayıp sırtlandığı diğer eşyaların yanına geri koydu. "Bebeğim, yakındaki nehre gidip ihtiyaçlarımızı giderelim. Sonra ailemizin yanına döneceğiz." Oğlu Elrin'in saçını okşadı, el ele tutuşup akış sesinin geldiği yöne doğru patikada…