Sessizlik Protokolü

ESKİ NÖBETLER

Yazar:

Sessizlik  Protokolü – Zeynep S. kitap kapağı
Sessizlik Protokolü – Zeynep S. kitap kapağı

Bölüm Müzikleri: - Mor ve Ötesi – Uyan - Ólafur Arnalds – Near Light ​“Bazıları acillerde hayat nöbeti tutar, bazıları ise morgda kendi yalanlarının başında bekler. En ağır nöbet, vicdanın susturulduğu gecenin sabahıdır.” ​Tersanenin altındaki o asırlık taş mahzenden sızan hava, un fabrikasının devasa beton zeminine çarptığında yüzyıllık bir küf ve kimyasal dumanı da beraberinde yukarı tırmandı. Züleyha, paslı basamakların sonuncusundan hangar tabanına adımını attığında dizlerinin dermansızca titrediğini fark etti. Saat sabahın sekizine geliyordu ama Haliç’in üzerine oturan kurşuni bulut tabakası, güneşi kirli gri bir tülbent gibi boğmuştu. Hangarın kırık tavan camlarından içeri dalga dalga sızan poyraz, saç diplerinde biriken soğuk teri dondurucu bir ayaza teslim etti. ​Hangarın içi, devasa bir sanayi canavarının çürümüş iskeletini andırıyordu. Çatlak beton zemin üzerinde paslanmış demir borular, devrilmiş tahta kasalar ve un çuvallarından arta kalan kireçleşmiş bez parçaları saçılmıştı. Ancak Züleyha’nın gözü bu enkazı görmüyordu. Birkaç metre ötede, çelik kolonun hemen dibinde tebeşirle çizilmiş o beyaz silüet duruyordu. Sinan Hoca’nın bedeni oradan kaldırılmış, ceset torbasına konup morga götürülmüştü ama bıraktığı boşluk yerdeki o soğuk çizgilerden dışarı taşıyordu. Düşmemiş, yığılmamış, bir geometrik simetri gibi oraya yatırılmış bir gölgeydi. ​Mert hemen arkasındaydı. Basamakları tırmanırken sol eliyle göğsünü, pardösüsünün altındaki o gizli yanık izini bastırarak ovuşturmuştu. Yüzü kül rengiydi; nefes alırken ciğerlerinden ıslık sesine benzer kuru, hırıltılı bir ses yükseliyordu. Hangarın ortasına geldiğinde ceplerini yokladı, ezilmiş kırmızı bir paket çıkarıp titreyen dudaklarının arasına yeni bir dal sigara sıkıştırdı. Çakmağın çarkını tek hamlede sürttü. Sarı alev, yorgun gözlerindeki derin kırışıklıkları ve göz altlarındaki o morarmış uykusuzluk halkalarını birkaç saniyeliğine aydınlatıp söndü. ​“Olay yeri ekibini aradım.” dedi Mert. Sesi dehlizin altındaki o boğuk hırıltıdan sıyrılmaya çalışsa da içindeki pas kokusu henüz dağılmamıştı. Dumanı dişlerinin arasından yukarı, fabrikanın tavan kirişlerine doğru savurdu. “Aşağıya resmi mühür vurulacak. Ama savcılık raporuna ‘eski sanayi deposu’ diye geçecek. Başka türlü bu dosyayı masamda tutamam Züleyha. Açıklayamadığımız, adını koyamadığımız şeyleri tutanağa yazarsak yarın sabah ikimizi de başka bir ilçenin evrak kayıt bürosuna sürerler.” ​Züleyha elindeki siyah deri kaplı not defterini montunun iç cebine yerleştirdi. Fermuarın dişlerini çekerken başını iki yana salladı. “Kaçamayız Mert.” dedi Züleyha, sesi fabrikanın soğuk tavanında yankılandı. “Aşağıdaki o mermer sekide kimlerin can verdiğini öğrenmeden, Sinan Hoca’nın o masada neden direnmeden, tek bir damla korku duymadan öldüğünü çözmeden bu defter kapanmaz. O adam bir şey biliyordu ve bildiği şey yüzünden öldürüldü.” ​“Kiminle kapatacaksın peki?” Mert bir adım yaklaştı. Sigarasının kor alevi havada kızıl bir yay çizdi; külü çamurlu beton zemine düştü. “O morgdaki adamla mı? Metin’le mi?” ​Züleyha irkildi. Bakışlarını kaçırmadı ama çenesinin kasıldığını, boyun damarlarının gerildiğini hissetti. ​“Adını bile anmak istemiyorsun ama yüzün kireç gibi oldu.” dedi Mert, gözlerini Züleyha’nın gözlerinden ayırmadan. “Morgda birbirinize nasıl baktığınızı görmedim mi sanıyorsun? Aranızdaki mesele sadece bir tahlil raporu, bir sitotoksik hasar tartışması değil. O herif bir şeyleri örtbas etmeye çalışırken titriyordu, sense sanki kendi hayatının enkazına basıyormuş gibi bir nefretle bakıyordun ona. Kim o adam Züleyha? Aranızda ne geçti?” ​Züleyha derin bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan soğuk hava genzini acı bir bıçak gibi yaktı. Başını çevirip fabrikanın kırık sürgülü kapısından görünen sahil yoluna baktı. Dalgalar kıyıdaki taş tahkimatları hırçınca dövüyordu. ​“Eski bir hikâye.” dedi kısık bir sesle. “Bitmiş bir hikâye.” “Bazı hikâyeler bitmez Züleyha.” dedi Mert, başını ağır ağır iki yana sallayarak. “Bazı hikâyeler sadec…

Bölümün tamamını WritePad'de oku