SESSİZ OKYANUS

5.BÖLÜM-KRALİÇE İLE YÜZLEŞME

Yazar:

SESSİZ OKYANUS – Sametkılıç kitap kapağı
SESSİZ OKYANUS – Sametkılıç kitap kapağı

Bazı sessizlikler, dalgalardan daha derin. 🌊 Güneş, krallığın üzerindeki kara bulutları aralayarak yeryüzüne sızdığında, kasaba halkı ruhlarını esir alan o sinsi tedirginlikten tamamen sıyrılmış bir halde yeni bir güne uyandı. Sokaklarda, asırlardır süregelen ama anlamını çoktan yitirmiş gündelik ritüeller büyük bir sıradanlıkla tekrarlanmaya başlamıştı; kadınlar kapı önlerini süpürüyor, erkekler denizden uzak topraklarda av takımlarını hazırlıyor, yaşlılar ise güneşe bakarak sahte dualar mırıldanıyordu. Evlerin pencerelerinden sızan taze ekmek kokularına neşeli çocuk kahkahaları karışıyor, ailecek yapılan sabah etkinlikleri herkese kusursuz bir mutluluk illüzyonu sunuyordu. Her şey öylesine yolunda, öylesine huzurlu görünüyordu ki, bu topraklarda daha önce hiç kan dökülmemiş, tanrıların gazabı hiç yaşanmamış sanılırdı. Fakat bu yapay cennet, henüz iki gün önce kasabaya ayak basan yabancı ailenin en büyük kızının evden adeta bir fırtına gibi fırlamasıyla ortasından çatladı. Genç kız kapıyı arkasından öyle büyük bir şiddetle çarpmıştı ki, yankısı karşı sokaktaki evlerin duvarlarında çınladı. O an etrafına kelimenin tam anlamıyla ateş püskürtüyordu; saçları rüzgarda vahşi bir alev gibi dalgalanıyor, gözlerinde ise bakanın yüreğini donduracak cinsten köklü bir kızgınlık, hatta saf bir öldürme arzusu parıldıyordu. Adımları toprağı döverken, arkasından telaşla fırlayan annesi, sesinin kasaba halkı tarafından duyulmasından korkarak ama içindeki feryadı da bastıramayarak kısık bir tonla bağırdı: "Kızım! Nereye gidiyorsun tanrı aşkına? Yapma, kraliçenin kulağına en ufak bir şey bile giderse bizi bu topraklarda yaşatmaz! Sen buraya geldiğimizden beri niye böyle oldum, neyin peşindesin?" Kız adımlarını zerre yavaşlatmadan öfkeyle arkasına döndü, gözlerindeki kor ateş annesinin endişeden sararmış çehresine çarptı: "Anne! Görmüyor musun, o kadın haksız yere, hileyle ve kanla o tahta oturdu, kraliçe oldu! Biz onlardan başka bir dine inansak da, bu topraklarda onun dinine, onun buyruklarına inanmayan insanlara yapılan bu zulümlere, haksızlıklara daha fazla göz yumamam! Ruhum daralıyor, bu adaletsizlik beni yiyip bitiriyor!" Annesi çaresizlikle ellerini dizlerine vurup iç geçirdi: "Ah be güzel kızım... Sanki o acı çekenler, o uğruna kendini ateşe attığın insanlar seni umursuyor mu? Bak herkes hayatından memnun, kör gibi yaşıyorlar. Boş ver, gel evimize, düzenimizi bozma." Kızın çenesi kararlılıkla kasıldı, bakışlarını krallığın göğe uzanan kulelerine dikti: "Hayır anne, bu böyle gitmez. Gideceğim ve o kraliçe ile bizzat konuşacağım, her şeyi yüzüne vuracağım!" Kadın, kızının bu deli saray öfkesini tek başına dindiremeyeceğini, onu yalnız gönderirse sonunun ölüm olacağını çok iyi biliyordu. Çaresizce boyun eğdi: "Tamam o zaman, madem durduramıyorum seni, ben de geliyorum. Bekle beni burada, üstüme bir şey alayım." Kadın hızla eve geri döndü, ağır ahşap kapıyı arkasından kapattı. Ancak dışarı çıkmadan hemen önce, titreyen parmaklarını kapının soğuk yüzeyine bastırarak dudaklarının arasından kadim, yabancı dilde birtakım gizemli kelimeler fısıldadı. Kapının etrafında hafif, mor bir ışık parıldayıp söndü; evlerini korumak için köklü bir büyü tılsımı bırakıyordu. Dışarıda bekleyen kız, annesinin ne yaptığının, arkalarından dönen bu mistik savunma oyunlarının pekâlâ farkındaydı fakat hiçbir şey söylemeyerek sessiz kalmayı seçti. O sırada sokaktaki halk, kendi dinlerine, ibadet yerlerine ve kutsallarına yapılan saygısızlıkların zerre farkında olmadan hala neşeyle gülüşmeye, sahte bir saadet içinde ömür tüketmeye çalışıyordu. Halkın dünyadan, tepelerindeki tehlikeden zerre haberi yoktu; oysa henüz iki gün önce bu kasabaya ayak basan yabancı bir kız bile buradaki çürümüşlüğü, inançların nasıl ayaklar altına alındığını ilk bakışta anlayabilmişti. Bu talihsiz halk, ne kadar uyarılırsa uyarılsın, kendilerine ne kadar ilahi mesaj ya da elçi gönderilirse gönderilsin, her seferinde sadece kendi bildiklerinden yana gitmiş, atalarının yanlış yollarına körü…

Bölümün tamamını WritePad'de oku