SESSİZ İHANET

3.Bölüm: Kağıttan Köprüler

Yazar:

SESSİZ İHANET - Ceyda kitap kapağı
SESSİZ İHANET kitap kapağı

Sessiz Terasın Sıcaklığı Ofisin o klimalı, yapay serinliğiyle insanı canından bezdiren gergin havasından kaçabildiğimiz tek bir sığınak vardı: İstanbul’un ucu bucağı görünmeyen, paslı ve karmaşık çatı denizine bakan o rüzgârlı, geniş teras. Aşağıda koca bir şehir, binlerce yıllık yorgunluğunu bitmek bilmeyen bir gürültüyle dışarı kusarken; yukarıda, martı çığlıklarının rüzgârın ıslığına karıştığı o yükseklerde dünya benim için biraz daha katlanılabilir bir yer haline geliyordu. Öğle araları olunca, aramızda tek bir kelime bile konuşmadan, gizli bir anlaşma yapmış gibi terasın en kuytu köşesine yöneliyorduk. Kimsenin uğramadığı o gri beton köşede yan yana oturmak, günün en sevdiğim anı olmaya başlamıştı. Başlarda aramızdaki o uçsuz bucaksız boşluğu doldurmaya çalışan tek şey, telefon ekranlarımızdaki çeviri uygulamasının o ruhsuz, hani o metalik ve mekanik sesiydi. Bir duygunun binbir tonunu tek bir donuk renge indirgeyen bu dijital aracılık, aslında kalbimizdeki o taşkın, kabına sığmayan heyecanı anlatmaya asla yetmiyordu. Kelimeler o parlak ekranda belirip kaybolurken, asıl söylenmesi gereken ne varsa havada asılı kalıyor, İstanbul'un o nemli rüzgârıyla dağılıp gidiyordu. Bu durum içimi acayip burkuyor ama bir yandan da onunla aramda daha gerçek, daha dokunulabilir bir bağ kurma isteğimi acayip kamçılıyordu. Bir gün artık dayanamadım; çantamın en dibinden, okul yıllarımdan kalma, kenarları biraz aşınmış ve hafifçe sararmış o küçük, çizgili not defterimi çıkardım. O defter, aramızdaki o görünmez ve derin uçuruma fırlatacağım ilk halat, temeli sessizlikle atılan yuvamızın ilk tuğlası olacaktı sanki. Ellerim heyecandan titreyerek, kağıdın o bembeyaz, tertemiz sayfasına en üste, içimden geldiği gibi en saf haliyle "Merhaba" yazdım. Mürekkebin kağıt üzerinde yayılışını, sanki dünyanın en önemli gizli belgesini imzalıyormuşçasına büyük bir dikkat ve çocuksu bir heyecanla izledim. Kalbimin güm güm edişi o an öyle hızlanmıştı ki, Lukas’ın bu gürültüyü duymasından deliler gibi korktum. Lukas, defteri sanki çok kıymetli, kutsal bir metni inceler gibi usulca kucağına aldı. Bakışları o basit "Merhaba" kelimesinin üzerinde uzun uzun gezindi; sanki el yazımdaki her kavisin, her küçük kıvrımın içinde bana dair gizli bir anlam arıyordu. Sonra gözlerinde o içimi eriten, sıcacık tebessümü belirdi. Kendi kalemini çıkardı ve hemen altına, kendi ana dilindeki karşılığını, o köşeli, sert ama bir o kadar da karizmatik harflerle ekledi. O an, iki farklı dünyanın iki farklı mürekkebi aynı sayfada, yan yana buluşmuştu işte. Deftere bakarken içimden bir duvarın daha un ufak olup yıkıldığını hissettim. Günler günleri kovaladıkça o küçük defterimiz; "Güneş", "Bulut", "Gülümseme" ve en nihayetinde kalbimin ritmini tamamen altüst eden "Mutluluk" kelimeleriyle dolup taşmaya başladı. Kağıt üzerinde kurduğumuz bu sessiz köprü, bildiğimiz tüm dilleri aşan, sözlüklerin tarif edemeyeceği bir derinliğe ulaşıyordu. Birbirimize sadece kelime öğretmiyorduk ki; biz, dillerimizin arkasına sakladığımız ruhumuzun en kuytu, en karanlık ve en incinebilir köşelerini birbirimize açıyorduk. Lukas'ın o sert görünümlü kazağının altında ne kadar naif, ne kadar çocuksu bir kalp taşıdığını bu kelimeler sayesinde keşfediyordum. Lukas, o bitmek bilmeyen, bazen çocuksu bir neşeyle taşan o şahane yaşam enerjisiyle bana adeta fısıldıyordu: Hayatta kalmak sadece ciğerlerine hava doldurmak değil Eylül; her anın, her tehlikenin ve her sevincin içine bir uçurumdan atlar gibi cesaretle dalmaktı. O kadar özgür, o kadar korkusuzdu ki, onun yanındayken kendi ürkekliğimden, kendi gölgemden utanıyordum. Ben ise ona, bu devasa, betonlaşmış ve bazen insanı yutacak kadar acımasız olan İstanbul'un o soğuk binaları arkasında gizlenen samimi, sıcak ve merhametli insan kalbini keşfettiriyordum. Bir kelime yazıyor, sonra dakikalarca o kelimenin hayatımızdaki karşılığını sadece ama sadece gözlerimizle anlatıyorduk. Çizgilerin Arkasındaki Gizem Bir öğleden sonra, güneş bulutların arasından sızıp terasın…

Bölümün tamamını WritePad'de oku