SESSİZ İHANET

2.Bölüm Çevrilemeyen Duygular

Yazar:

SESSİZ İHANET - Ceyda kitap kapağı
SESSİZ İHANET kitap kapağı

Ofis, Pazartesi sabahının o amansız, insanı tüketen telaşı içindeydi. Dışarıda İstanbul’un o kasvetli, kurşuni gökyüzü binaların üzerine kabus gibi çökmüşken, içeride zamanı unutturan büyük bir karmaşa yaşanıyordu. Telefonlar, birbirini kovalayan ısrarlı seslerle durmadan çalıyor; tasarımcılar ellerinde renk renk, çeşit çeşit kumaş numuneleriyle bir masadan diğerine, panik içinde koşturuyordu. Havada asılı kalan buhar makinesinin o boğucu fısıltısı, taze demlenmiş ama ocakta acımış kahve kokusu ve herkesi saran o yoğun stres bulutuyla karışarak insanın genzini yakıyordu. Bu büyük, gürültülü ve yorucu çarkın tam ortasında ben, yani Eylül, her zamanki o görünmezlik zırhıma bürünmüş bir halde oturuyordum. Başımı çizimlerimden bir an bile kaldırmıyor, kalemimin kağıt üzerindeki hışırtısını sığınabileceğim tek huzurlu liman olarak görüyordum. Sanki nefesimi tutarsam, o devasa kumaş toplarının ve yüksek sesli konuşmaların arasında tamamen kaybolup gidebilir, dünyanın karmaşasından kendimi koruyabilirdim. Ancak tam o sırada, masamın üzerine vuran o soluk floresan ışığı aniden kesildi. Serin ve geniş bir gölge, beyaz kağıdımın üzerini bir örtü gibi kapladı. Gölgelerin İçindeki Yabancı Lukas, elinde imzalanması gereken, köşeleri hafifçe yıpranmış kalın bir dosya demetiyle tam önümde, bir heykel gibi sarsılmaz bir duruşla bekliyordu. Henüz bu şehrin diline, sokaklarına ve sert mizacına yabancı olduğu; tek bir Türkçe kelimeyi bile telaffuz ederken zorlandığı o puslu ilk günleriydi. Üzerindeki koyu renkli palto, dışarıdaki yağmurun ıslaklığını hâlâ taşıyor, etrafına nemli bir serinlik yayıyordu. Üzerime çöken o gölgenin ağırlığıyla istem dışı bir şekilde başımı kaldırdım. O an, Lukas’ın okyanus gibi dingin, simsiyah... Hayır, aslında çok koyu, insanı içine çeken o derin gözleriyle karşılaştığımda, zaman bir anlığına durdu sanki. Kalemi tutan parmaklarım, içimden bir elektrik akımı geçmişçesine titremeye başladı. Lukas, dosyanın üzerine ismimin zarif, yabancı bir el yazısıyla yazılı olduğu küçük, sarı bir not kağıdı yapıştırmıştı. Dosyayı masamın üzerine, sanki çok kırılgan ve değerli bir şeyi yerine bırakıyormuş gibi usulca, hiç ses çıkarmadan bıraktı. Hiç konuşmadı. Kelimeler, aramızda henüz inşa edilmemiş, taşları yerine oturmamış yıkık bir köprü gibiydi. O köprünün üzerinden geçecek cümlelerimiz yoktu belki ama Lukas’ın o samimi duruşu binlerce kelimeye bedeldi. Sadece sağ elini, o geniş avucunu kalbinin tam üzerine yerleştirdi; hafifçe, nezaket dolu bir saygıyla başını eğdi. Dudaklarının kenarında, gözlerinin içine kadar ulaşan o içten gülümsemeyle, "Teşekkür ederim" anlamına gelen o evrensel, o kadim el işaretini yaptı. Renklerin Yeniden Doğuşu O saniyede, dünyamdaki o alışılmış, soluk ve tozlu gri tonlar, yerini daha önce hiçbir palete sığmayan, sıcacık bir renk cümbüşüne bıraktı. Lukas’ın o samimi ve anlayışlı duruşu, çocukluğumdan beri bir örümcek ağı gibi titizlikle ördüğüm, kendimi dış dünyadan koruduğuma inandığım o yüksek utangaçlık duvarlarını ilk defa bu kadar derinden sarsmıştı. Normal şartlar altında, biri bana böyle baktığında ya da yaklaştığında hemen kafamı öne eğip kaçan ben, bu sefer sanki büyülenmiştim. Bakışlarımı o derin gözlerden kaçıramadım. Lukas’ın gülümsemesinde, İstanbul’un bitmek bilmeyen o hırçın karmaşasına, kaba saba gürültüsüne hiç uymayan bir huzur vardı. Bu huzurun içinde, bir "yabancı" olmanın, ait olamamanın ve sessiz kalmak zorunda olmanın getirdiği o ortak kırılganlık parlıyordu. İkimiz de o an, bu koca ofisin içinde iki farklı dilden, iki farklı dünyadan gelmiş olsak da, aslında aynı sessizliğin çocukları olduğumuzu hissetmiştik. Lukas’ın bu kadar kısa bir sürede, ruhumdaki o en derin ve en sağır edici sessizliği nasıl olup da hayatımın en anlamlı melodisine dönüştürdüğüne hayret ediyordum. Lukas sadece bir dosya uzatıp gitmemişti; o küçük, sessiz jestiyle ruhuma dokunmuş ve bana, "Seni görüyorum. Kalabalığın içindeki o sessiz varlığını fark ediyorum, buradayım ve seni her halinle anlamak istiyor…

Bölümün tamamını WritePad'de oku