SESSİZ İHANET

1. Bölüm: Stajın Gri Sabahı

Yazar:

SESSİZ İHANET - Ceyda kitap kapağı
SESSİZ İHANET kitap kapağı

Karanlık, sadece ışığın yokluğu değil; bazen bir insanın adımlarıyla odaya sızan soğuktur." Selam Karanlık Severler Bu roman bir Dark Romance hikayesidir. Yani burada sizi çiçekli yollar değil, zehirli sarmaşıklar ve dikenli teller bekliyor. Çünkü bu hikâye yalnızca bir aşkın değil, aynı zamanda insanın kendi karanlığıyla nasıl yüzleştiğinin de hikâyesidir. Sınırlarınızı zorlamaya, ahlaki gri alanlarda kaybolmaya ve yasak olanın cazibesine kapılmaya hazırsanız; bu karanlık yolculuğa ortak olun. Umarım bu hikâye ruhunuzun derinliklerinde bir yerlere dokunur. Kalbinize ve zihninize mukayyet olun, çünkü burada hiçbir şey göründüğü kadar masum değil. Keyifli okumalar. * * * * Benim adım Eylül. Adımın bir anlamı var. Annem koymuş bu adı bana. Derdi ki: “Eylül, mevsimlerin en ortasıdır... sessizliğin en duyulmayan çığlığıdır.” O cümleyi söylerken sesi hep biraz uzaklaşırdı. Sanki gerçekten konuşan o değilmiş gibi... kelimeler içinden geçip bana ulaşan bir yankıya dönüşürdü. Annem o zamanlar kolay bir hayat yaşamıyordu. İçinde adı olmayan sıkıntılar, yarım kalmış hayaller ve her güne yetmeye çalışan bir geçim derdi vardı. Ama en çok da kimseye anlatamadığı bir ağırlık taşıyordu. Yine de gülümsemeyi unutmazdı. Belki de bu yüzden adım “Eylül” oldu. Çünkü o, hayatın en zor zamanında bile bana bir mevsim bırakmak istemişti. Ne yaz gibi çok parlak, ne kış gibi çok soğuk... Tam ortasında. Sessiz ama derin. Ve ben... o sessizliğin içinde büyüdüm. Ve bazı sessizlikler büyüdükçe insanın içinde yankıya dönüşür. GİRİŞ İstanbul o sabah uyanmamıştı; ya da daha doğru bir ifadeyle, zaten hiç uyumamıştı. Çünkü bu şehirde sabahlar bir başlangıç değil, gecenin o tekinsiz, ucu bucağı belli olmayan yankısının bir devamıydı. Gökyüzü, sanki üzerine devasa bir kurşun dökülmüşçesine ağır ve griydi. Sokaklar; birbirine geçmeye çalışan araçların kornaları, erken saatte ekmek derdine düşmüş insanların telaşlı adımları ve martıların o çığlığı andıran sesleriyle doluydu. Fakat tüm bu hareketliliğin içinde, ruhumu ele geçiren tarif edemediğim bir durgunluk vardı. Şehir nefes alıyordu, evet; fakat o soluklar o kadar durağan dı'ki sanki tüm o beton yığınlarının altında boğuluyordu. Ben ise kendimi bildim bileli istanbulu hiç sevmezdim bana gürültülü gelirdi. bazen kalabalığın tam ortasında, fakat zihinsel olarak insanların uzağında duruyordum. İnsanlarla aramdaki mesafe, gözle görülür bir boşluk değildi; ancak son derece keskin ve aşılmazdı. Bu mesafe bir duvar gibi sert, bir uçurum gibi geniş değildi; daha çok camdan yapılmış, soğuk ve şeffaf bir bariyer gibiydi. Dışarıyı, insanların o bitmek bilmeyen oyunlarını, sahte gülüşlerini, keskin hırslarını görmeme izin veriyor; ancak içeriye, yani en savunmasız olduğum o derinliklere, hiçbir duyguyu veya teması almıyordu. İnsanların içinde olmayı, o kalabalığın enerjisine uyum sağlamayı hiç öğrenememiştim. Ben, hep izlemeyi seçmiştim. Bir oyunun izleyicisi değil, sanki başka bir boyuttan gelen, hiçbir şeye müdahale etme hakkı olmayan sessiz bir tanık gibiydim. İnsanlar konuşur, güler, tartışır, tutkularla sever, birbirlerini hoyratça kırar ve ertesi sabah sanki hiçbir şey olmamış gibi yeniden başlarlardı. Benim dünyamda ise bu döngü, bir tiyatro sahnesindeki replikler gibi soğuk ve anlamsızdı. Ne tamamen bu dünyanın içindeydim ne de tamamen dışındaydım; sadece o belirsiz arafta, kendi sessizliğimde hapsolmuştum. Bunu hiç sorgulamamıştım. Çünkü büyüdüğüm ev, zihnime sorgulamayı değil, kusursuz bir uyumu kodlamıştı. Babam... Diyar Herkesin bildiği, insanların seslerini alçaltarak telaffuz ettiği ismiyle; “Demirbilek”. O, sadece bir iş adamı değildi. O, bulunduğu her ortamın atmosferini anında değiştiren, oksijeni bile kendi kurallarına göre yöneten mutlak bir güçtü. İnsanlar onun gerçek ismini telaffuz etmeye cüret edemezlerdi. “Demirbilek” demek, onu tanımlamak için yeterliydi. Sertliği, taviz vermeyen kararlılığı ve hayatın her hücresini kontrol altında tutma isteği... O, bir insanın hayatta kalması için gereken tüm sav…

Bölümün tamamını WritePad'de oku