Sessiz Evrenin Çığlığı : Düşenin İlk Kanı

3. Bölüm: Kaçak ve Avcı

Yazar:

Sessiz Evrenin Çığlığı : Düşenin İlk Kanı - SG Çiçekli kitap kapağı
Sessiz Evrenin Çığlığı : Düşenin İlk Kanı kitap kapağı

Merhaba iyi okumalar. Violara'da o gece her şey yolundaydı. Yüzyıllardır böyleydi zaten. Diyarın kendi ritmi vardı — mevsimleri, kasırgaları, seller ve kıtlıkları, ama bunların hepsi dünyanın kendine has nefesi gibi gelip geçerdi, bir akciğerin genişleyip büzülmesi gibi. Morathiel Krallığı'nın ışıklı kuleleri o gece de gökyüzüne uzanıyor, nehrin üzerindeki köprülerde alev lambalar yanıyor, sarayın yüksek pencerelerinden sarı ışık taş kaldırımlara düşüyordu. Bekçiler nöbetini tutuyordu. Çocuklar çoktan uyumuştu. Her şey, binlerce yıldır olduğu gibi, yerli yerindeydi. Ta ki gök yarılana kadar. Önce bir ses geldi — patlamadan da öte, kulaklarda değil kemiklerde hissedilen, göğsün tam ortasına vuran o cins bir ses. Ardından ışık: geceyi ikiye bölen, gözleri kör eden, beyaz ile altının birbirine karıştığı ve içinde kızılın, turuncunun, bir yanışın rengi olan o ışık. Morathiel'in çarşısında gecenin geç saatine kadar açık kalan birkaç tezgah sahibi, başlarını kaldırdıklarında gökyüzünün tam ortasında bir yarık açıldığını gördüklerini sonradan anlatacaktı — sanki birinin kocaman, görünmez bir bıçakla kadife bir kumaşı yırttığı gibi. Ve o yarıktan, ateş ve ışık saçarak, aşağıya doğru bir şey düştü. Toprağa değer değmez, diyar inledi. Önce gök gürledi — tek bir gürültü değil, birbiri ardına gelen, aralarında nefes bile almaya fırsat bırakmayan darbeler halinde. Şimşekler çaktı, ama bilinen türden değil; yeşil ve kızıl, morathiel'in batı ormanlarının üzerinde, aynı anda onlarca yıldırım gibi. Ardından yağmur başladı. Sağanak değil, şelale — sanki gökyüzünün kendisi bir kap ve biri onu alt üst etmişti. Nehir çeyrek saatte taştı. Çarşının alt mahallesi su içinde kaldı. Kuzey tepelerinden, toprağın ta derinlerinden gelen bir uğultuyla birlikte, zemin sallandı — önce hafifçe, bir beşiğin sarsılışı gibi, sonra giderek güçlenen, duvarlardan sıva döken, raflardan vazo fırlatan bir şiddetle. Şehrin doğusunda, eski taş köprünün yanında devasa bir yarık açıldı yerden; kenarları siyah, içi duman dolu, dibini kimsenin göremediği bir uçurum. Morathiel Krallığı'nın sakinleri, o gece, yüzyıllardır bilmedikleri bir şeyi öğrendi: korku, sürüyle geliyordu. Saray, şehrin tam kalbinde, Morathiel'in en yüksek tepesinde duruyordu. Dışarıdan bakıldığında onu en çok tanımlayan şey, gümüş rengiydi — taşları sıradan kayadan değil, yüzyıllar önce yerin çok derininden çıkarılmış ve ancak elfler tarafından işlenebilen aylith taşındandı. Bu taş gündüz güneş ışığını emer, gece yavaşça ve soluk bir gümüş parıltıyla verir, bu yüzden saray hiçbir zaman tamamen karanlığa gömülmezdi. Kulelerinin sayısı yediydi, her biri bir yönü ve bir anlamı temsil ederdi; en yüksek kule, Kral'ın kulesi, aylith'in yanına kazınmış altın damarlarla kaplıydı ve zirvesinde, rüzgâr ne yönden eserse essin, krallığın bayrağı dalgalanırdı: mor zemin üzerine işlenmiş gümüş bir ağaç. İçerisi ise dışarısından da büyüktü — ya da öyle hissettirirdi en azından. Koridorlar uzun ve yüksek tavanlıydı, taşın arasından geçirilen ince cam borular aracılığıyla gün ışığını derinlere taşır, en karanlık odayı bile soluk bir aydınlıkta bırakırdı. Duvarlar kabartma işlemelerle kaplıydı; Morathiel'in kuruluşunu, büyük savaşları, elfler ile diyarın diğer varlıkları arasındaki antlaşmaları anlatan sahneler, on nesil boyunca ustalar tarafından taşa işlenmişti. Büyük Salon'un tabanı, birbirine geçen rengarenk taş parçalarından oluşan devasa bir mozaikti — merkezinde, kanatlarını açmış bir kartal değil, köklerini toprağa salmış ve dallarını gökyüzüne uzatmış bir ağaç. Elfler için ağaç, her zaman kartaldan daha güçlüydü. Kral Azurath, Savaş Odası'nda ayaktaydı. Masa, odanın tam ortasında duruyordu — yuvarlak, devasa, üstü Violara'nın kabartma haritasıyla işlenmiş koyu meşe. Haritanın her köşesinde küçük taş parçaları vardı, farklı renklerde: kırmızı olanlar tehlike bölgelerini, mavi olanlar su kaynaklarını, sarı olanlar askeri birliklerin konuşlandığı yerleri gösteriyordu. Azurath, bu taşların üzerinde gözleri dolaşırke…

Bölümün tamamını WritePad'de oku