Sessiz Evrenin Çığlığı : Düşenin İlk Kanı

2 Bölüm: Düşüş

Yazar:

Sessiz Evrenin Çığlığı : Düşenin İlk Kanı - SG Çiçekli kitap kapağı
Sessiz Evrenin Çığlığı : Düşenin İlk Kanı kitap kapağı

Merhaba beğeni ve yorumlarınız için çok teşekkür ederim.Seviliyorsunuz.😍 🌙 Bazen bir cevap bulmak için bütün mantığını geride bırakman gerekir. Alya'nın yaptığı tam olarak buydu. İyi okumalar. ✨ Yurda döndüğümde gece çoktan derinleşmişti. Koridorun camından sızan sarı lamba ışığı, duvarlardaki nem lekelerinin üzerinde yorgun bir gölge bırakıyordu. Kapımı ardımdan kapattım, sırtımı ona yasladım ve bir süre öyle kaldım, gözlerim karanlığa alışana kadar. Odam küçüktü ama bana aitti — tek başına ait olduğum tek yer. Dar bir ranza, üstü kitap yığınlarıyla kaplı bir çalışma masası, penceremin önünde kampüsün çamlarına bakan tozlu bir perde. Masanın üstüne çantamı bıraktım, çantamın yanından da elimde sıkıca tuttuğum o broşürü — Melis'in bana uzattığı, üzerinde yıldız haritaları basılı, kenarları çoktan buruşmuş broşürü. Onu masaya fırlattığımda, sayfaları arasından küçük, sararmış bir kâğıt parçası süzülüp yere düştü. Bir an kıpırdamadan baktım ona. Sonra eğilip aldım. El yazısı titrekti ama harfler nettiydi: "Gel. Vaktin azalıyor. Yıldız Sokak No:7, akşam çökerken." İmza yoktu. İhtiyaç da yoktu zaten. "Aster," dedim, sesim odanın sessizliğinde tuhaf bir şekilde yankılandı. "Bunu sen mi biliyordun? Bana söylemen gereken bir şey var mı?" Cevap gelmedi. "Aster," tekrar denedim, bu sefer daha sert. "Konuş benimle." Yine hiçbir şey. İçimde sadece o tanıdık, ağır sessizlik vardı — bir odanın, içindeki biri çıkıp gittikten sonra bıraktığı türden bir sessizlik. Daha önce hiç böyle olmamıştı. O öfkeliydi, alaycıydı, bazen yorgun, bazen sabırsız olurdu, ama hiçbir zaman yok olmamıştı. Kâğıdı avucumda buruşturdum, sonra tekrar açtım, sonra tekrar buruşturdum. Bu bir sanrıydı. Olması gereken de buydu. Doktorların bana yıllardır söylediği şey: stres, tetikleyiciler, gerçekle hayal arasındaki çizginin bulanıklaşması. Konferans beni etkilemişti, kalabalık, tütsü kokusu, o kadının sesi — hepsi birleşip zihnimin bana yeni bir oyun oynamasına neden olmuştu. Mantıklı olan açıklama buydu. Tek mantıklı açıklama buydu. İlaç kutusunu çekmeceden çıkardım, bir tableti avucuma döktüm, suyla yuttum. Yatağıma uzandım, gözlerimi kapadım, kendime uyu dedim, uyu, uyu, uyu — bir çocuğa söylenen ninni gibi tekrarladım bunu kafamın içinde. Uyuyamadım. O gece tavanı izledim, sokak lambasının ışığının perdeden süzülüp tavanda çizdiği dikdörtgeni izledim, saatlerin geçişini izledim. İkinci günün öğleden sonrası, kütüphanenin merdivenlerinde Melis'le karşılaştım. Beni görür görmez yüzü değişti, elindeki kitapları neredeyse düşürdü. "Alya, Tanrım, sen ne hâldesin?" dedi, sesinde gerçek bir kaygı vardı. "Gözlerinin altı simsiyah. Hasta mısın?" "İyiyim," dedim, sesim kendi kulağıma bile inandırıcı gelmedi. "Sadece uyuyamadım biraz." "Biraz mı?" Melis bir adım yaklaştı, elini koluma koydu. "Sen tir tir titriyorsun. Konferanstan beri böylesin, değil mi? O kadının dedikleri ile ilgili mi? Asterion kim?" Elimi çektim. "Konuyla ilgisi yok." "Alya." Sesi yumuşadı ama gözlerindeki ısrar kaybolmadı. "Bana yalan söylüyorsun. Doktorunu aramamı ister misin?" "Hayır." Belki de fazla hızlı söylemiştim bunu, çünkü Melis'in yüzünde bir şüphe belirdi. "Sadece dinlenmem gerek. Hepsi bu." Beni bir süre süzdü, sanki söylediklerimin altında başka bir şey arıyormuş gibi. "Tamam," dedi sonunda, ama inanmamış bir tonla. "Ama bir şeye ihtiyacın olursa beni ara. Ciddiyim, Alya. Bu hâlinle sınıfa giremezsin." Başımı salladım, ve o gittikten sonra bile, ensemde onun bakışlarının ağırlığını hissettim — kendi yansımamdan kaçtığım kadar, şimdi de onun gözlerinden kaçıyordum. Ertesi gece de aynı oldu. Üçüncü gece, artık zamanın ne kadar geçtiğini bile tam olarak bilemiyordum — saatler birbirine yapışmış, geceyle gündüz arasındaki sınır erimişti. Gözlerimin altı mora kesmiş, ellerim ince bir titremeyle sallanmaya başlamıştı, sesler — dışarıdan gelen gerçek sesler, bir kapının çarpması, bir kuşun cıvıltısı — kafatasımın içinde abartılı bir şekilde yankılanıyordu. Defalarca seslendim ona. Bazen yalvara…

Bölümün tamamını WritePad'de oku