Giriş
Yazar: satırlardagizli

Okuldan çıktığında koruması birkaç adım ileride arabanın önünde Asaf’ı bekliyordu. Asaf onun varlığına alışıktı. Çocuk aklıyla bunun bir ayrıcalık değil, hayatın doğal bir parçası sanıyordu. Çantası omzunda, arabaya doğru yürürken gün boyunca öğrendikleri aklında dolaşıyordu. Arabaya bindiğinde eve doğru yola çıkmışlardı. Annesi ve babasının evde olduğunu, her zaman olduğu gibi beraber yemek hazırladığını düşünüyordu. Neredeyse eve varmışlardı, yol sakindi ve gelirken hiç trafiğe takılmamışlardı. Hava serindi ama insanı rahatsız edecek derecede değildi. Arabanın camından etrafı izlerken nedensizce gülümsemişti. Neden güldüğünü bilmiyordu ama o an düşündükleriyle mutlu hissetmişti. Evin önüne geldiklerinde otomatik şekilde ön kapı açılmıştı, arabayla içeri girmişlerdi. Asaf, araba durduğu gibi “İyi akşamlar.” diyerek arabadan inmişti. Koruması arabayı park etmek için garaja doğru ilerlemişti. Asaf ise evin kapısına doğru hızla ilerliyordu, aynı zamanda da çantasından anahtarını çıkarmıştı. Kapıyı açmaya yeltenmişti ki açmasına gerek olmadığını, kapının açık olduğunu gördü.Asaf biliyordu, bahçede korumalar olsa da anne ve babası böyle bir tedbirsizlik yapmazdı. İçini istemsizce küçük bir huzursuzluk kaplamıştı ama önemsemedi. Evin etrafında korumaların olduğunu ve bir şey olmayacağını düşünmüştü. Etrafına bakındı ama korumaların hiçbirini göremedi. İçindeki huzursuzluk daha da artarak yerini korkuya bıraktı. Kapıyı hızlıca açarak içeri girdi. Ev sessizdi, hem de olması gerektiğinden çok daha sessizdi. Bu, alışık olduğu bir sessizlik değildi. Genelde bu saatlerde anne ve babası müzik eşliğinde, şakalaşarak yemek yapıyor olurlardı. Kapının açık kalması sadece bir tesadüftü. Belki de anne ve babası yemekler için alışveriş yapmaya giderken kapıyı açık unutmuşlardı. Fakat ev fazla durgundu. Bu, bir şeylerin geri dönülmez şekilde eksildiğini fısıldayan ağır bir durgunluktu. Koridorda ilerleyerek salona doğru gidiyordu. Perdelerin arasından sızan solgun ışık evi renksiz bırakmıştı. Eşyalar yerli yerindeydi. Salona ulaştığında Asaf için zaman durmuştu. Asaf o an anlamıştı; bir daha neşeli ve huzur dolu bir evde yaşayamayacağını. Onları görmüştü. Annesini ve babasını. O an bağıramadı. Kaçamadı. Ağlayamadı. Sanki olduğu yere mıhlanmış gibi kıpırdayamıyordu. Sadece bakıyordu. Çocuk aklı görüntüleri anlamlandırmaya çalışıyordu ama kalbi çoktan gördüğü gerçeği kabul etmişti. Ailesinin yanına yavaşça yaklaşmaya başladı. İlk önce annesine doğru ilerledi. Annesi salona açılan mutfak kapısının önünde kanlar içerisindeydi. Dizlerinin üzerine çöktü, annesinin yüzünü avuçlarının arasına alarak, zarar vermekten daha çok canını yakmaktan korkarcasına uyandırmaya çalıştı, nefes alışını kontrol etti ama nafile; annesi çoktan ölmüştü. Gözyaşları çoktan kendiliğinden akmaya başlamıştı bile, belki bir umut babası nefes alıyordur diye düşünerek. Annesini yavaşça bırakıp babasına ilerledi. Babası yemek masasının yanında aynı şekilde kanlar içinde duruyordu. Babasının yanına yine dizlerinin üzerine çökerek nabzına bakmak istemişti ama elleri o kadar şiddetli titriyordu ki bakmaya çalıştığında anlayamamıştı. Babasının nefesini kontrol ettiğinde nefes almadığını fark etmişti. İkisinin de gerçekten öldüğünü kabullenmek zorunda kalmıştı. Üzerine hiç hissetmediği şekilde bir ağırlık çökmüştü. Ev onun için soğuk ve yabancı gelmeye başlamıştı. Ait olduğu yer bir anda yok olmuştu. Sessizleşmişti. İçine içine ağlamaya başlamıştı; annesi ve babası kanlar içinde dururken bağırıp çağıramamıştı. Ne yapacağını bilemez hâlde sessizce ağlıyordu. O gün şunu anlamıştı: İnsan her şeyini kaybettiğinde bazen çığlık atmaz. Sadece susar. Asaf’ı eve getiren koruma, garajda onlarca ceset görmüştü. Gördüklerinin hepsi de evin etrafında görevli olan korumalardı. Gördüklerinin şokunu atlattığı gibi eve doğru hızla koşmuştu. Eve girdiğinde Asaf’ı yerde, kanların arasında, babasının yanında dizlerinin üzerine çökmüş bir şekilde ağlarken gördü. Asaf’ın yanına yaklaşıp iyi olup olmadığını…