Bölüm 10
Yazar: NUR AKDEMİR

Bölüm 10 — Koridorda Kalan Gölge Ertesi sabah alarm çalmadan uyandım. Ama bu kez gözlerimi açtığım anda içimdeki huzursuzluk daha belirgindi. Sanki gece boyunca bir şey olmuştu da ben uyurken kaçırmıştım. Odam sessizdi. Her şey yerli yerindeydi. Masa. Kitaplar. Perde. Siyah defter. Yine de hiçbir şey aynı görünmüyordu. Hazırlanıp aşağı indim. Annem mutfakta çay koyuyordu. Babam her zamanki gibi gazeteye bakıyordu. "Geç kalma," dedi annem. "Tamam." Babam başını kaldırmadan konuştu. "Bugün sunumun vardı. Hazırlıklı ol." "Olurum." Yalan söylemedim. Ama doğruyu da söylemedim. Çünkü sunumdan çok, içimdeki o açıklayamadığım huzursuzluğu düşünüyordum. Okula vardığımda bahçe her zamankinden daha kalabalıktı. Öğrenciler gruplar hâlinde konuşuyor, bazıları sınıflara yetişmek için koşuyordu. Dün çıkışta gördüğüm neşeli grup yine bir aradaydı. İçlerinden biri beni görünce elini kaldırdı. Elif'ti. "Mine!" Bir an durdum. Bana seslendiğini anlayınca şaşırdım. "Ne oldu?" diye sordum. "Sunum için hazırladığın notlar yanında mı?" Çantama baktım. "Evet." "İyi. Ben bazı yerleri unutmuşum da." Kısa bir gülümseme geçti yüzünden. Ben de çok hafif gülümsedim. Belki de insanın görünür olması için büyük şeyler gerekmiyordu. Bazen biri sadece adını söylüyordu. Ve sen, hâlâ burada olduğunu hatırlıyordun. Dersler başladı. Saatler yavaş geçti. Öğle arasında koridora çıktım. Sınıfların önünde öğrenciler konuşuyordu. Birileri koşuyor, birileri merdivenlere yöneliyordu. Her şey sıradandı. Ta ki ikinci dersin sonunda duyulan o sese kadar. Önce ne olduğunu anlayamadım. Koridorun uzak tarafından sert bir gürültü geldi. Ardından bir çığlık yükseldi. Herkes aynı anda o tarafa döndü. Bir öğrenci koşarak yanımdan geçti. "Bir şey olmuş!" Kalbim hızlandı. İnsan bazen korkunun nedenini bilmeden de korkabiliyordu. Merdivenlere doğru yürüdüm. Kalabalık giderek büyüyordu. Öğretmenler öğrencileri geri çekmeye çalışıyordu. "Kimse yaklaşmasın!" "Koridoru boşaltın!" Ne olduğunu göremiyordum. Sadece insanların yüzlerindeki korkuyu görüyordum. Bir an kalabalığın arasından sıyrılıp arka koridora yöneldim. Orası daha sessizdi. Sessizlik... Her zaman beni kendine çekmişti. Ama bu kez farklıydı. Duvarın yanında koyu renkli bir çanta vardı. Yerde birkaç kâğıt dağılmıştı. Ve biraz ileride... Bir gölge. Birisi hızla merdivenlerden aşağı iniyordu. Yüzünü göremedim. Sadece koyu renkli bir kapüşon ve hızlı adımlar... Ardından bir kapı kapandı. Olduğum yerde kaldım. Kalbim göğsüme sığmıyordu. "Sen orada ne yapıyorsun?" Bir öğretmenin sesiyle irkildim. Arkamı döndüm. "Ben... Bir ses duydum." Öğretmen yüzüme baktı. Sonra yerdeki çantaya. "Burada kimi gördün?" Boğazım kurudu. Az önce gördüğüm kişiyi düşündüm. Ama yüzünü görmemiştim. Kim olduğunu bilmiyordum. "Birini gördüm," dedim. "Kimdi?" "Tanımıyorum." Öğretmenin yüzündeki ifade değişti. "Nasıl yani?" "Yüzünü görmedim." Bu kez sesim daha kısıktı. "Kapüşonluydu. Merdivenlerden indi." Öğretmen bir şey söylemedi. Sadece beni dikkatle izledi. O an ilk kez şunu düşündüm: Belki gördüğüm şeyi söylememeliydim. Çünkü bazı gerçekler, anlatıldığında insanı korumuyordu. Bazen seni hedef hâline getiriyordu. Koridorun diğer ucundan yeniden bağırışlar duyuldu. Öğretmen bana dönüp sertçe konuştu. "Sınıfına git. Kimseye bir şey anlatma." Başımı salladım. Ama yürümeye başladığımda içimde tek bir soru vardı: Orada gerçekten ne olmuştu? Ve neden gördüğüm o gölge... Sanki beni de beraberinde karanlığa çekmişti? --- O gün dersler devam etmedi. Öğrenciler sınıflara alındı. Koridorlar boşaltıldı. Öğretmenler kapıların önünde bekledi. Kimse bize açıkça bir şey söylemedi. Sadece fısıltılar vardı. "Bir öğrenci yaralanmış." "Hayır, kavga olmuş." "Polis gelecekmiş." Herkes farklı bir şey söylüyordu. Ama kimse gerçeği bilmiyordu. Ben sıramda oturuyordum. Elif yanıma yaklaştı. "Sen iyi misin?" Başımı kaldırdım. Bu soru... Uzun zamandır duymadığım bir soruydu. Cevap vermek istedim. Gerçekten cevap vermek. Ama kelimeler boğazımda kaldı. "İyiyim," dedim. Elif birkaç sani…