BÖLÜM 4: "Karanlıkta Saklanan Mavi"
Yazar: Valivy

“Damat niye gelmedi ya?” diye sordu abim, biz oturur oturmaz. “İşi varya abi.” Artık sinirlenmeye başlıyordum. “Öyle isteyince direkt gelemiyor.” “Ama gelecekmiş babam.” diye araya atladı Kumru. “Ada!” diye seslendi Nehir abla mutfaktan. “Gelsene buraya iki dakika.” Kumru'ya döndüm. “Yavrukuşum sen Yağmur ablan ile otur geleceğim ben hemen, tamam mı?” “Ay olur.” dedi hemen. “Yamur abla senin yakmaj malzemelerin var mı?” Göz devirerek kalktım yerimden. “Olmaz olur mu fıstık.” dedi Yağmur. “Göstereyim mi?” Onlar öyle oyalanırken bende mutfağa geçtim. “Bir şey mi oldu abla?” dedim yanındaki tezgaha yaslanarak. “Yok be, az konuşuruz diye çağırmıştım.” dedi Nehir abla. “Bayadır görüşemiyoruz. Kızın olmuş, kaç yaşına gelmiş, haber etmiyorsun bile.” “Abla orası çok karışık ya.” diye mırıldandım, elimle yüzümü ovalayarak. “Valla karışık olduğu belli. Kaç yaşındasın sen şimdi? 23 mü oldun 24 mü? Bu kız nasıl 5 yaşında olabiliyor, Allah aşkına, ablacığım ya. Yapmış olamazsın sen öyle bir şey. Sevmiyordun Roman'ı hani? Dayın olcak herif mi zorladı, ne yaptı?” “Abla öyle değil ya!” dedim yüzümü buruşturarak. “Dayım öyle bir şeye zorlayacak kadar düşmedi daha. Zorlasa da Roman da ben de aklı başında insanlarız.” “O zaman?” dedi bana dönerek. Bir yandan da çorbayı karıştırıyordu. Mutfak kapısına baktım. Hemen gidip kapattım ve yanına geri döndüm. “Abla bak hassas bir konu bu. Abim de dahil kimse-” “Of be kızım sende beni hiç tanımıyor gibi tembihleyip durma.” dedi bıkkınca. “Kaç sene görüşmedik yinede ağzımdan çıktı mı bir şey? Anlat şunu hadi.” “Görevdeydik Roman ile beraber…” dedim sessizce. “Ben bir evden ses duydum. Girip baktım, dayanamadım. Kumru’yu gördüm sonra. Ölü bir kadının kucağındaydı. Ağlıyordu. Kadın büyük ihtimalle annesiydi ama öldürmüşlerdi işte. Küçücüktü, abla. Bir iki aylıktı daha. Bırakamadım da dokunamadım da. Roman'ı çağırdım. O aldı kucağına. Sustu hemen biliyor musun?” “Sıcaklık aramış yavrucuğum… Annesi şey olunca tabii-” kendi lafını kesti ne dediğini fark edince. “Özür dilerim ya-” “Sorun yok abla.” dedim gülümsemeye çalışarak. Acı bir noktaya değinmişti. Haklıydı ama. Sıcaklık arıyordu o durumda insan. Ben ise etrafımda sıcak herhangi bir şey kalmadığından soğuğa alışmak zorunda kalmıştım. “O lanet adam nasıl kabul etti ki?” diye sordu konuyu dağıtmak amacıyla. Dayımın gerçek yüzünü bilen sınırlı insanlardandı. Yıllardır arkadaşım olmasına rağmen Dicle bile bilmiyordu. “Roman ikna etmişti.” “İnsan arar bir yardım falan isterdi ya.” dedi yakınarak. Aklıma gelmişti. Ama o an çok farklı bir psikolojideydim. Olanları kimseye anlatmak istemiyordum. Daha kendim kabullenememiştim bir bebeğe anne olmam gerektiğini. “Daha kendiniz çocukmuşsunuz nasıl baktınız el kadar bebeye?” “Valla yalan söylemeyeyim ben bakamadım bir süre.” dedim utanarak. “Ben korkuyordum hatta. Biliyorsun işte… Ölür diye düşünüyordum. Roman ilgilendi çoğunlukla. Zaten benim kucağıma gelir gelmez ağlıyordu-” “Korktuğunu hissetmiştir.” diye böldü lafımı. “Olabilir.” diye mırıldandım.“Öyle işte abla. Anne oluverdim sonra fark etmeden.” Bunu söylerken yüzümde içten bir gülümseme vardı. O da gülümsedi. Çok içten gülümsedi. “Çok da güzel bir anne oluvermişsin.” dedi yanağımdan makas alarak. Sadece sertçe yutkunabildim. Kolumu beline dolayıp sarıldım. Omzuna kafamı yasladım sessizce. Onun eli de saçlarımı buldu. Okşadı sessizce. Bu sessiz anımız aniden zilin çalması ile bozuldu. “Tolu okuldan gelmiştir. Dur hele bakayım ben-” “Dur abla dur!” dedim mutlulukla. “Ben açarım.” En son Tolu iki yaşındaydı. Okula ne ara başlamıştı?! Hızla kapıya gittim. Küçükken beni çok severdi. Bakalım hâlâ öyle miydi. Kapıyı açar açmaz minik Tolu'nun büyümüş halini gördüm. “Ada?!” diye çığlık attı resmen. Bir anda üstüme atladı sarılmak için. “Ne kadar büyümüşsün sen ya!” dedim eğilip kucağıma alırken. Artık kucağıma almakta bile zorlanıyordum. “Seninle evlenecek kadar büyümüş müyüm?!” dedi heyecanla. Kıkırdadım. Tolu'nun ilk aşkı bendim ve belli ki hâlâ bendim. “Maalesef da…