BÖLÜM 3: "21 MART"
Yazar: Valivy

~ 21 Mart. Doğa dirildi ve o öldü. Yine yanında bir can götürdü. ~ Okuldan çıkarken hızlıca kalabalıkta eğilip bir papatya koparmıştı, Fetih. Öğretmeni defalarca uyarmıştı onu papatyaları koparmaması konusunda. Bugün de yine onu papatyalardan koparırken görmüştü. Artık bir şey diyemiyordu. Sadece iç çekip kafasını salladı. Ne derse desin devam edecekti o papatyaları almaya, biliyordu. Fetih hemen papatyayı cebine sokuşturdu. Yirmi üçüncü papatyaydı bu. 23 gün 5 saat 41 dakika geçmişti Boncuğuna papatyalarını veremeyeli. Yirmi üç papatya birikmişti defterinin arasında. Türkçe konuşmaktan korktuğu zamanlarda Boncuğunun içine çizdikleriyle anlaştıkları defterin son sayfasında birikmişti her bir papatya. Onu bulana kadar biriktirecekti. Çünkü o severdi papatyaları. Sevdiği her şeyi ona vermek istemişti ama kader onları çok erken ve çok uzağa ayırmıştı. Ama Fetih koymuştu kafasına. Babası bulmuştu Boncuğu. O zaman o da bulabilirdi. Tekrar onu evine getirebilirdi. O da asker olacaktı babası gibi. O da Boncuğu bulacaktı, her neredeyse şu an. Babası bulmuştu bir kere. Kurtarmıştı onu. O da yapabilirdi. Belki sonrasında annesi izin verirdi birlikte bahçeye papatya ekmelerine… Bahçenin kapısını ittirdiğinde ablasını gördü. Normalde hep örgülü olan kahverengi saçları yirmi üç gündür açıktı. Gökçe sadece saçını örmeyi becerebiliyordu. Ne güzel bir topuz yapabiliyordu ne de at kuyruğu. Ama o gittiğinden beri saçını öremiyordu. Denemişti tabii. Ama olmamıştı. Eskisi gibi değildi. Güzel değildi. Güzel hissettirmiyordu… Yapabildiği en güzel örgüsünü gitmeden önce Ada'ya yapmıştı… Güzel sarı saçlarının arasına birer papatya da sıkıştırmıştı Ada ısrar etti diye. “Gökyüzüne benzedin.” demişti Fetih. Haklıydı da. Gökyüzü mavisi gözleri, güneş gibi sapsarı saçlarının arasında bulutlar gibi duran papatyalarıyla gökyüzüne benzemişti. Fetih bunu der demez Ada'nın gözlerinin korkuyla büyüdüğünü görmüştü, Gökçe. Minik elleri titreyerek çıkarmaya çalışmıştı papatyaları saçından. Gökçe kafasını kaldırınca Fetih'i gördü. Yüzüne bir gülümseme yerleşti. “Nasıldı okul?” dedi yanına giderek. Fetih sadece omuz silkti. “Aynı.” dedi. Gökçe çok iyi biliyordu aynı olmadığını. O gittiğinden beri hiçbir şey aynı değildi ki. “Babam gelebilirmiş bugün.” dedi Gökçe, ikisi birlikte içeri yürürken. “Cidden mi?” dedi Fetih gözleri parıldayarak. Özlemişti babasını. Ada gittiğinden beri daha çok işine gömülmüştü. Eve daha az uğruyordu… Hepsi gibi o da özlüyordu. Gökçe kafa salladı. Fetih'in yüzüne minik bir gülümseme kondu. “Fetih!” diye seslendi annesi, içeri girdiklerini duyduğu gibi. Hemen yanlarına geldi mutfaktan. “Nasıl geçti okul, neler yaptınız oğlum?” “Aynıydı, anne.” dedi odasına doğru yürüyerek. “Değişen birşey yok işte.” “Çok oyalanma odanda.” diye seslendi annesi mutfağa geri giderken. “Yemek hazır sayılır, baban da gelecek.” Fetih sadece odasının kapısını kapadı. Hızlıca cebindeki papatyayı çıkardı. Kitaplarının arasından defterini aldı. Önceki sayfalara bakmamaya özen göstererek son sayfadaki papatyaların arasına yenisini ekledi. Bazı papatyalar solmaya başlamıştı; bazıları ise çoktan solmuştu… Hızlıca defteri geri yerine sakladı. Üstünü değişip oturma odasına döndü. Ablası elinde bir kitapla oturuyordu. Abisi de dönecekti bugün. İzin almıştı okulundan. “Ne zaman gelecek abimle babam?” diye sordu Fetih. “Bilmiyorum ki. Çok geç kalmazlar herhalde. Babam alacaktı Uğur'u.” dedi Gökçe. Fetih sadece kafasını salladı. … Saatler geçmişti. Gökçe, Fetih ve Kader Hanım saatlerdir yemek masasında oturuyorlardı fakat yemeklere dokunulmamıştı. Ne Necip Bey ne Uğur açıyordu telefonlarını. “Bir şey olmamıştır dimi ya?” dedi Gökçe tekrardan. “Ağzından yel alsın, kızım.” dedi Kader Hanım, hâlâ bir Edip'i bir Uğur'u aramaya devam ederken. … Gece yarısı olmuştu. Hâlâ kimseden ses soluk yoktu. “Fetih,” dedi Kader Hanım. “Sen yat anneciğim artık. Yarın okul var. Kalkamazsın sonra. Babanla abinin işi uzadı belli ki.” Kader Hanım da inanmıyordu kendi dediklerine. Yüzündeki ifadede…