BÖLÜM 2: "KANLI PAPATYALAR"
Yazar: Valivy

"Attın mı fotoğrafları, Anne?" diye kafamın etini yiyordu Kumru. "Attım dedim ya anneciğim." dedim beşinci defa. "Babam gördü mü?" diye sordu. Yine. "Daha bakmamış. Uyuyordur baban." "Uyanınca bakar o zaman." neşeyle karşılık verdi etrafında dönerek. Roman ve Kumru'nun ilişkisini hiçbir zaman anlamıyordum. Ama çok güzellerdi. Roman harika bir babaydı. Bunu her geçen gün kanıtlıyordu. Yavaştan köyün okuluna yaklaştığımızda telefonumu çıkardım. Baya olmuştu görüşmeyeli abimle. "Dayını arayacağım şimdi sessiz ol, tamam mı?" dedim Kumru'ya dönerek. "Ay ben de konuşayım mı dayımla?" diye atladı hemen, heyecanla. Daha yarım saat öncesine kadar varlığını bile bilmediği dayısını hemen sahiplenmişti. "Yanına gidince konuşursun." dedim gülerek. Kollarını kavuşturup arkasını dönerek ters yürümeye başladı. İç çekerek bir elimle kolundan tutup çarpmasın diye yönlendirmeye başladım. Diğeriyle de abimi rehberde bulmaya çalışıyordum. Numarayı bulunca tereddüt etmeme vakit bırakmadan hemen tıkladım. Biraz çaldıktan sonra telefona cevap verdi. "Alo?" dedi. "Bir şey mi oldu Ada?" "Yok abi." dedim. Bi' hal hatır bile sormamıştı... "Şey diyecektim..." "Geveleme de söyle kızım." dediğinde içim bir garip olmuştu. Şu kelimeden nefret ediyordum. Baba bile bir kere bile bana kızım dememişti. Onun peşinde oğlum diye dolaşırdı... Kıskanıyordum belki de... "Biz sizin oralara geldik de-" "Biz derken? Kocanla mı?" Ses tonu dalga geçer gibiydi. Sadece Kumru'nun bizden başkalarını da görmesini istemiştim... Roman'ın annesiyle tanışmıştı. Benim ailemden kalan kim varsa onlarla da tanışsın istemiştim. Ama aradığıma pişman olmaya başlamıştım. "Yok," dedim ve onu şaşırtacak gerçeği söyledim. "Kızımla geldim." Bir süre sessizlik çöktü. Haberleri yoktu Kumru'dan dört seneye yakındır görüşmemiştik yüz yüze. Telefonda da ben bahsetmemiştim. "Çocuğunuz mu oldu birde sizin?" dedi. Gerçek pekte öyle değildi. Ama anlatmaya meyilli de değildim. Benim kızımdı sonuçta. "Evet." dedim sertçe. "Allah bağışlasın falan bir şey desene, Deniz!" diye arkadan fısıldayan Nehir ablamı duydum. İster istemez gülümsedim. Her şeyimi biliyordu. Abim bile bilmezken Serçe olduğumu o biliyordu... "Allah bağışlasın, ne diyim başka." dedi abim mırıldanarak. "Buradaysanız uğrasanıza kız!" diye seslendi Nehir abla arkadan. "Olur aslında." dedim. "Hem Kumru da sizinle tanışır." "Ay merhaba!" diye cırladı Kumru hemen kendi ismini duyunca. Nehir abla kıkırdadı. "Yesinler şunun merhaba deyişini." dedi. "Kaç yaşında bu cimcime?" Telefonu o ele geçirmişti belli ki. "Beş yaşında." dedim gülümseyerek. "Oy küçük daha bu." dedi şefkatle. "Hele gelin de mıncırayım biraz şunu." "Şey ben pek hatırlamıyorum evi, abla..." dedim biraz mahcup bir şekilde. "Kız okulun yan sokağına gir ben yollarım Yağmur'u alsın diye sizi." "Tamam o zaman," dedim. "Ararım gelince." "Tamamdır. Hadi dikkat edin." dedikten sonra kapattı. Ben konuşurken elimden kaçmış olan Kumru'ya döndüm hemen. O çoktan okulun köşesine ulaşmış, çimenlere çökmüş bir şeyler yapıyordu. Yanına yaklaşınca hemen bana bağırdı telaşla. "Anne dur!" dedi. "Söpriz ya!" "Ney, ney?" dedim dalga geçerek. "Söpriz." dedi ciddiyetle. Biraz bekledikten sonra ellerini hızla arkasına saklayarak bana koştu. "Kapat şimdi gözlerini." Gülerek gözlerimi kapattım. "Aç ellerini, Annekuş." dediğinde de ellerimi açıp uzattım. Hemen ardından elime çok hafif bir şey bıraktı. "Açabilir miyim şimdi?" dedim burnuma güzel ve tanıdık bir koku vurunca. Fazla tanıdık bir kokuydu... "Açabilersin." dedi tatlı tatlı. Gözlerimi açınca avucumda üç tane papatya gördüm. Öylece dona kaldım. Yıllardır çok sevip elimi süremediğim, kokuları acı verici derecede güzel olan papatyalar elimdeydi. Her papatya alışımda kötü bir şey olmuştu. İlki üç papatyayla başlamıştı. Annem, ben ve kardeşim için. Ama sadece iki papatya kokmuştu o gün; ölüm kokmuştu o iki papatya. Papatyaların o güzel kokusu aslında ölümün kokusuydu çünkü bir papatyanın kokmasını istiyorsan onu öldürmen gerekirdi... Ve ben bunu en acı…