GÜNÜMÜZ:1
Yazar: Eda Er

GÜNÜMÜZ Eğer yoğun bakım ünitesinin önünde, gözyaşları içinde çaresizce beklemediyseniz, hayatın acımasız yüzünü tam anlamıyla görememişsinizdir. Bunu size hayatını mesleğine adamış bir hemşire olarak değil, canım kadar sevdiğim adamın önce ameliyatına ardından da yoğun bakıma nakledilişine şahitlik eden herhangi biri olarak söylüyorum. Nöbetimi bitirmiş, personel odasında üzerimi değiştirme hazırlığı yaparken almıştım haberini. Sınırda demişti nefes nefese odaya dalan arkadaşım Melike. “Sınırda yaralanan askerler var, durumu ağır olanların naklini bizim hastaneye vermişler. Tüm hastane seferber durumda,” Diyerek konuşmasını sürdürürken elimdeki gömleği ve açık kıyafet dolabımı görüp duraksadı. “Sen nöbetten çıktın değil mi? Salak kafam, endişeden nereye koşacağımı şaşırdım aklıma da ilk sen geldin. Özür dilerim, sana iyi istirahatler. Görüş-“ O andan itibaren derdim eve varıp nöbet yorgunluğunu üzerimden atmak değildi. O andan itibaren derdim, vatanımı korumak için canlarını ortaya koyan bu vatanın evlatları için mücadele etmekti. “Saçmalama Melike, kaç yaralı var durumları neymiş bilgin var mı? Bu durumda dinlenme düşünecek değilim, kalıyorum sizinle.” Elimdeki gömleği alelacele dolabıma sıkıştırıp dolabımı kapattım ve kapının girişinde durmaya devam eden şaşkın arkadaşıma ilerledim. Hastanede sayısız hemşire vardı, yani ben nöbeti devredip gitsem de olurdu ama aklımın burada kalacağını ve uykuyu kendime haram edeceğini biliyordum. Ayrıca göğüs kafesimin üstünde anlamlandıramadığım bir ağırlık vardı, saatlerdir nefes almakta bile güçlük çekiyordum. Gece acil kapısında sigara içerken rüzgarı sağlam yemiştim. Tir tir titresem de aklıma düşenlerden kaçamadığımdan orada öylece sigara içmeye devam etmiş, şimdi de üşütmüştüm. Yani göğüs kafesimdeki ağırlığın sebebinin, bu olduğunu sanıyordum. Hayat beni hep bu sanmalarımdan vuruyordu. Elimi üniformamın cebine atıp hızla yürürken Melike ondan önce geçmemi ister gibi kapıyı açtı ve ben çıktığımda yanımdan ilerlemeye başladı. “Birinin ex haberi geldi, ikisinin durumu ağır, biri de çok kan kaybetmiş durumu kritik. Acil kan arıyordu en son Uğur hocalar.” “Kan grubu?” Melike’ye kısa ve öz sorduğum soru, duyduğum an tüm tüylerimi diken diken eden yanıtla geldiğinde adımlarım duraksadı. “ORh-“ “Benim kan grubum.” “Koskoca hastanede kan bulamayacak halleri yok, dert etme.” Duraksayan adımlarımı fark eden Melike, ardında kalan bana bakarak gelişi güzel bir yanıt verdiğinde başımı sallayıp onu onayladım. Herkese kan verip, yalnızca kendi kan grubumuzdan kan alabilmemiz bu tür durumlarda işimizi zorlaştırsa da yapabilecek pek bir şeyimiz de yoktu. Kan bağışı tam da bu noktada hayat kurtarıyordu aslında. İnsanlar bu durumu pek önemsemese de bir hayli önemliydi çünkü biz burada tek bir vaka görmüyorduk. Ya da bağışlanan kan yalnızca bizim hastanemizde yönlendirilmiyordu. İhtiyaç neredeyse, oraya transferi sağlanıyordu. Bunca yardıma ihtiyaç duyulan anlarda, insanların üstünde dahi durmadığı kan bağışı hayat kurtarıyordu. Koridorda yürümeye devam ederken, Melike’nin anlatmaya devam ettiği olayları dinlemeye çalışıyordum ama göğüs kafesimdeki ağırlık her adımda daha da artıyordu ve bu bulunduğumuz anda kalmam her geçen dakika zorlaşıyordu. Üzerime inatla ceket giymeyi reddediyordum. Benim kendimle derdim neydi? Asansöre vardığımızda Melike de benim gibi sessizleşmişti. Hani hayatlarımızın bazı anları olurdu. O anları da, o anlarda hissettiğimiz duyguları da ömrümüzce unutmazdık. Ben göğüs kafesimdeki ağrıyla, tam da o anlardan birini yaşamaya gidiyordum. Beni nelerin beklediğinden habersiz. Kulaklarıma dolan helikopter kanatlarının sesleriyle eş olarak asansör tek tek katları geçtiğinde, bizimle beraber yukarı çıkan iki hemşire ve bir personel sınırdaki çatışmayı konuşurken istemsize onların konuşmalarına kulak misafiri oldum. “Ex olan yeni evliymiş daha. Balayını yarım bırakıp gitmiş operasyona. Vah vah! Eşi kahrolmuştur şimdi.” “Yaralılardan birinin de babası haberi alınca kalp krizi geçirmiş,…