VİCDAN
Yazar: elif

Gökdeniz ve Yeşim hastane yolundaydı. Yeşim acıdan kıvranırken, Gökdeniz onu sakinleştirmeye çalışıyordu. "Tamam, bak... Az kaldı. Geldik sayılır." Yeşim'e göre yol bitmek bilmiyordu. Dakikalar saatlere dönüşmüş gibiydi. Gökdeniz bunun bir gün yaşanacağını hep tahmin etmişti. Tek dileği, o gün orada olmamak ya da en azından Yeşim'i yalnız bırakmamış olmaktı. Ama tam da ilk kez onu yalnız bırakmış, korktuğu şey başına gelmişti. Bir süre sessiz kaldı. Sonunda aklını kemiren soruyu çekinerek sordu. "Ebrar bunu neden yaptı?" Yeşim acıyla yüzünü buruşturdu. "Nereden bileyim?" diye inledi. "Deli işte... Lara'yla kavga ettiğimizi anlatmışlar, gelip bana gözdağı verdi." Gökdeniz'in içinde hem kırgınlık hem öfke vardı. Ebrar'ın bu kadar ileri gitmesinin sebebinin Kaan olduğunu düşünüyordu. Ama Kaan ne Yeşim'den uzak duruyor ne de olanlara bir sınır koyuyordu. Araba hastanenin girişinde durur durmaz kapıyı açtı. "Çabuk! Yardım edin, ayağı çok kötü!" Diye bağırarak Yeşim'i dikkatlice araçtan indirdi. Görevlilerin getirdiği tekerlekli sandalyeye oturturken elleri bile titriyordu. Ebrar ise eve gelir gelmez doğruca odasına çıktı. Komodinin çekmecesinden ilaç kutusunu çıkarıp tek tek kontrol etti. Hepsi yerindeydi. Kaşlarını çattı. "O zaman... neden?" diye fısıldadı. Tam kutuyu yerine koyacakken başucundaki fotoğraf çerçevesine gözü takıldı. Yavaşça eline aldı. Ay motifleriyle süslenmiş çerçevenin içinde, papatyalardan yapılmış taç takmış küçük bir kız vardı. Annesine ve babasına sımsıkı sarılmış, kocaman gülümsüyordu. Parmaklarını fotoğrafın üzerinde gezdirdi. Ne kadar mutluymuşuz... O kareye bakan biri, dünyanın en mutlu ailesi olduklarını düşünürdü. Sanki annesiyle babası hâlâ yanındaymış gibi... Göğsüne ince bir sızı oturdu. Tam o sırada kapı zili çaldı. Ebrar yine o sayfa çevirme sesiyle kontrolünü kaybetmiş hissetti. Derin bir nefes alıp aşağı indi. Kapıyı açtığında ekibini görünce omuzları fark etmeden gevşedi. Onların varlığı, içindeki karmaşayı kısa da olsa bastırmıştı. Burak elindeki tatlı poşetini havaya kaldırdı. "Gökdeniz'in annesi göndermiş!" Yüzündeki çocukça heyecan ister istemez Ebrar'ın da dudaklarını kıpırdattı. Sanki okulda yaşananların hiçbiri olmamış gibi davranıyordu. Ama Gökdeniz susuyordu. Kimseye tek kelime anlatmamıştı. Doğru zamanı bekliyordu. Ebrar ise gülüyor, konuşuyor, başını sallıyordu. Ama neden güldüğünü bilmiyordu. Sanki taklit ediyor gibiydi. Bu durum Ebrar'ın aklına dizilerinde ki gençlerin gülerken, arkada eğlenceli bir şarkı çaldığı sahneleri getiriyordu. Su almak için mutfağa geçtiğinde arkasından gelen ayak seslerini duydu. Arkasını döndüğünde Gökdeniz'i gördü. "Neden yaptın?" Gökdeniz'in sesi sakindi ama içindeki öfke yüzüne yansıyordu. "Biricik'e söylediklerini duydun mu?" Sadece başını salladı. "Sonra geldi, bana tokat attı. "Ebrar'ın omuzları istemsizce gerildi. Bu kez hissettiği gerginlik sahte değildi. Gerçekti. Gökdeniz gözlerini ondan ayırmadı. "Sen de onu merdivenden itip ayağını tekmeledin." Bir adım yaklaştı. "Kimseye anlatmayacağım." Kısa bir sessizlik oldu ve bir adım daha yaklaştı. "Ama ondan özür dileyeceksin." Ebrar tek kaşını kaldırdı. Bu sefer o taşça ona doğru bir adım attı. "Yoksa?" diye fısıldadı. "Ne yaparsın?" Gökdeniz cevap vermedi. Ebrar elindeki bardağı sertçe tezgâha bıraktı. Artık aralarında sadece birkaç santim vardı. "Kalbimi mi kırarsın?" Başını hafifçe yana eğdi. "Yoksa halama mı şikâyet edersin?" Gözlerini hiç kaçırmadan devam etti. "O kız için daha ne yapabilirsin?" Bu kez Gökdeniz de son adımı attı. Aralarındaki mesafe tamamen kapanmıştı. Ebrar bunu hiç beklemiyordu. İçi birbirine girse de bunu belli etmedi. Gökdeniz ise şaşırtıcı biçimde sakindi. Hatta bu yakınlık garip şekilde hoşuna gitmişti. Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. "Onu..." Ebrar'ın az önce bıraktığı bardağı eline aldı. "...o zaman düşünürüm, ay parçası." Suyu içip hiçbir şey olmamış gibi mutfağın kapısından çıktı. Ebrar ise olduğu yerde donakaldı. Yine aynı sesle bu sefer, kontrolü kazanmıştı. Ş…