31.Bölüm
Yazar: Çiğdem Kılınç

“Seçenek sunuyorsun öyle mi, Ağa Beg? Sen burada bu kızları kurbanlık koyun gibi dizmiş, onlara bir kader seçtiriyorsun. Onlara baskı yapıyorsun ve buna bir seçim diyorsun?” “Diyar?” Diyar ayağa kalktı hızla, belindeki eski silahı çıkardı, şarjörü çekti ve namluyu Ağa Beg’in başına çevirdi. Ağa Beg hiç oralı olmadı ama Şehri ayağa kalktı hemen. “Diyar, indir o silahı oğlum. Yapma.” “Bu kızlar hiçbir şeye mecbur değiller, Alaaddin Ağa. İstemedikleri sürece hiç kimseyle evlenmeyecekler. Ben bu evde büyüyen hiçbir kızı böyle bir töreye kurban vermek istemiyorum. Çek vur beni, al canımı ya da ben burada yeni bir kan davası başlatayım.” “İstersen vur beni Diyar. Vallahi ölümden korkmuyorum.” Bakışlarını Şehri’ye çevirdi: “Böyle öleceksem can kurban. Ama benimle birlikte sekiz bin kişi de ölür. Senin aşiretinde erkek çocuk bırakmazlar.” Diyar çenesini sıktı. Dişleri kırılmak üzereydi öfkeyle. Çaresizlik onu çileden çıkarıyordu. Eli tetikte, basmak için an kolluyordu ki Ceylan’ın sesini duydu. “Beni istiyor musun?” Diyar’ın bakışları ona döndü. Onu isteyip istemediğini soruyordu. Onca yıl seni bekledim demiyordu. Benim sende gönlüm var demiyordu. Seni istiyorum demiyordu. Kendisini düşünmüyordu. Kurban edilecek olan kendisiydi ama hâlâ buna sebep olanı düşünüyordu. Diyar buna kahroldu. “Ceylan,” “Sevmiyorsun, istemiyorsun. O zaman ben kabul ediyorum evlenmeyi.” “Ceylan!” “Kararımı verdim.” Ağa Beg’e döndü: “Kabul ediyorum.” Ağa Beg bu defa Dicle’ye döndü. Dicle’nin bakışları Diyar’a kaydı. Eğer hayır derse tetiği çekerdi ve bu evlilik derdinden kurtulurlardı. Bu en küçük bir felaketti. Asıl en büyüğü Ağa Beg ölünce gelecekti. Şimdi evet derse iki kişi ölecekti bu şekilde ama eğer hayır derse yüzlerce kişi ölecekti. Diyar umutla onun hayır demesini bekledi. Eğer hayır derse tetiğe basacaktı, kesinlikle kararlıydı. Ama yanıldı. “Kabul ediyorum,” dedi Dicle, gözünden yaş akarak. Diyar’ın elindeki silah yavaşça indi. Çaresiz bir şekilde gözünden yaş akan Şehri’ye baktı. Ama onun da kendisi kadar çaresiz olduğunu görebiliyordu. Başka hiçbir şansları yoktu. Yıllardır saklanarak zaten yaşamıştı. Şimdi bir ağa olarak yaşamak ne demekti, onu anlıyordu Diyar. İmtihanların en büyüğünü bugün yaşamıştı. Ağa Beg ayağa kalktı. “Vallahi en iyisi budur. Şeranların Zülüf’ünü sana alacağız Diyar. Yarın toplantıda konuşuruz.” Ağa Beg herkesi arkasında bırakıp giderken Şehri yavaşça oturdu. “Ah, evimize ateş düştü ah. Benim topraklar başıma, ” dedi bir ağıda başlayarak. Kızlardan bir tek Ceylan soğukkanlıydı. Diyar öfkeyle elindeki silahı pencereye fırlattı. Kırılan cam parçaları etrafa yayıldı. Öfkesini alamayarak elini yanında bulunan komodine vurdu ve komodinin cam parçaları eline batarak ince bir kan çizgisi oluşturdu. Sessizlik devam etti, ağlamalar durdu. Herkes düşüncelere daldı. Odaya içindekiler dışında kimse gelmedi. Herkes iki kızın yasını dışarıda kendi hâlinde tutuyordu. “Hayır deseydiniz,” dedi Diyar kendi kendine sessizce. Dicle ona alçak bir sesle cevap verdi. “Senin ölmene nasıl göz yumalım?” “Ben böyle iki kez öldüm zaten, Dicle. Eğer sen ya da Ceylan hayır deseydiniz, ben kafasına sıkardım.” “Sonra?” diye sordu Ceylan soğuk bir sesle. “Sonra ne olacak Diyar Ağa? Cesur ve Azad’ı mı öldürürlerdi ilk? Sıra sana, bana ne zaman gelirdi? Bu çatının altındaki herkesin canını derdine mi düşecektik? Hayır mı deseydim? Ha beni sevmeyen seninle evlenmişim ha Rohat Şeran’la. İkisi de aynı cehennemdir.” Diyar’ın bir şey söylemesini beklemeden, kimsenin yüzüne dahi bakmadan çıktı odadan Ceylan. Odasının kapısını kapatıp ardına yaslanana dek farkına varmadı gerçeğin. O farkındalıkla ağlamaya başladı. Kurbandı ve boynu kıldan inceydi. . . .