26.bölüm
Yazar: Çiğdem Kılınç

Odasındaki dağ ve ağıla bakan penceresini açtı. İkinci kattaydı odası. Hemen pencerenin altında yığılmış saman balyaları duruyordu. Bilerek atlayışı rahat olsun diye yapmıştı bunu. Silahı omzundan boynuna geçirdi ve beklemeden atlayınca Diyar telaşla pencereye koşturdu ve Zülüf’ü iki metre aşağıdan kendisine gel işareti yaparken buldu. Şaşkınlıkla ona baktı. Elindeki silahı beline taktı ve tıpkı Zülüf gibi o da pencereden atladı. Konağın ıssızlığı arasında ahırlara ulaştılar. Hiç kimsenin bilmediği ve Zülüf’ün sürekli oradan kaçtığı arka ağıl kapısının önünde bulunan büyük saman balyasını Zülüf yavaşça kenara itti Diyar’ın bakışlarının altında. Oradan geçti. Zülüf’ün atının bulunduğu ahıra ulaştılar. Beklemeden atın eyerini yerleştirdi. Dizginleri düzeltti. Bunu o kadar hızlı yapıyordu ki Diyar etkilenerek onu izledi. Sonra atın yularını tuttu. Oldukça sessiz olmaya çalışarak ahır kapısından geçti. Diyar da tam arkasında onu takip ediyordu. Gün doğmak üzereydi. Güvercin sesleri artık daha net ve daha çok gelmeye başlamıştı. Uykudaki tabiat uyanıyordu. Zülüf, Diyar ve atı kimsenin bilmediği ve kullanmadığı arka kapıdan çıktılar. Biraz daha yürüyüp kör bir noktaya geldiklerinde Zülüf, Diyar’a döndü. “Al Şehnaz’ı, git buradan. Bir daha sakın gelme. Atımı buradan ırak bir yerde serbest bırak, o kendi döner bana. Hadi, bizimkiler uyanmadan git.” Diyar yuları eline aldı. Daha önce at binmişliği vardı ama profesyonel değildi. Zülüf’ün dediğini yapacaktı ama önce sorusunun cevabını almalıydı. “Rohat’ı seviyor musun? Onunla evlenmek istiyor musun?” “Hasbünallah. Yok, sevmiyorum. Evlenmek de istemiyorum. Oldu? Hadi git şimdi. Daha da gelme, bir dahakine yardım etmem.” “Zülüf, evlen benimle.” Zülüf şoka girerek ona bakakaldı. Yanlış mı konuşmuştu, dili mi sürçmüştü yoksa kendisi mi öyle anlamıştı, kavrayamadı bir an. Elinde atın yuları, her zaman kaçtığı kapının önünde, düşmanı saydığı kişiden evlilik teklifi mi alıyordu? Büyük bir kabus ya da olmayacak işler geliyordu başına. “Ne dedin sen az önce?” “Duydun. Benimle evlen. Sana iyi bir eş olacağıma söz veriyorum.” “Dur bir dakika. Bir daha söylüyorum, iyi dinle. Sen benim hasmımsın. Daha dün ‘Öldürürdüm seni.’ demedin mi bana? Benim babamı sen bugün burada vurmadın ama babam seni yarın vuracak. O yapmasa Rohat yapacak.” “Yapamayacaklar. Sen kendi gönlünle evlen benimle.” “Diğer türlü de mi var?” Sessiz kaldı Diyar. Bunun üzerine Zülüf’ün aklı karıştı. Zorla mı evlendireceklerdi kendisini sanki? İçinden güldü bu ihtimale. Babası ölse izin vermezdi bu duruma. Şeranların biricik kızına kimse zorla bir şey yaptıramazdı. Amcaoğlu Rohat bile yapamamıştı, hasmı Diyar mı yapacaktı? “Vallahi sen şu an ne dediğini bilmiyorsun.” “Biliyorum. Aklım başımda ve ciddiyim.” Zülüf bir iki saniye düşündü. Neydi derdi Diyar’ın, anlamaya çalıştı. Daha yeni tanıdığı bu adamın tek bir gayesi olabilirdi. Elbette hemen dile getirdi bunu. “İntikam mı istiyorsun?” “Evet. Ama bunu senin canını yakmak için yapmam. Seni emanetim kabul ederim.” Onun ciddi olduğunu anladı Zülüf. Bir şey vardı Diyar’ın gözlerinde, samimiyet. Ama başka ve daha güçlü bir duygu daha okunuyordu yüzünden: intikam. Korktu Zülüf. Anlayamadı. Cevap vermeden bir konuşma sesi duyuldu ötelerden. Zülüf dikkat kesildi. “Hemen git. Hadi.” Zülüf, Diyar’ı ittikten sonra koşarak kayboldu yüksek kapıdan. Diyar elindeki yuları kavradı ve bir çırpıda atın eyerine oturdu. “Hadi bakalım, Şehnaz Hanım,” dedi yuları çekerek ve devam etti: “Yolu biliyorsun kızım. Götür bizi.” At bir hareketle yol aldı. Diyar hiçbir yola sürüklemedi atı. Hızla bildiği yolları arşınlamaya başladı. Diyar atın sırtında iken başka bir heyecan duydu. Atın kaslarının kasılıp gevşemesini, nefes alışverişlerini, hayatta olduğunu hissediyordu. Motosikletiyleyken kendinin nefes aldığını hissediyordu ama at sırtında hem kendisinin hem de hayvanın nefes aldığını hissediyordu. Müthiş bir lezzet duydu. Bu ilkel binek hayvanı onun hücrelerine dek kalp atışını hissettiriyordu. Akıllı hayvan y…