ŞEHRİYAR

20.Bölüm

Yazar:

ŞEHRİYAR - Çiğdem Kılınç kitap kapağı
ŞEHRİYAR kitap kapağı

Tekrar gözünü açtığında hastanenin tavan ışıklarından dolayı gözleri kamaştı. “Uyandı. Beni duyabiliyor musun?” Çiya gözlerini açıp üzerine eğilen, zihninde ezbere bildiği gözlere baktı. Yutkundu. Dicle yeniden sordu: “Çiya, ben kimim?” Gülümsedi Çiya. “Dicle.” Adını duymasıyla Dicle, Çiya’nın bilincinin yerinde olduğunu ve kendine geldiğini anladı, rahatladı. “Geçmiş olsun. Şanslıymışsın. Bıçak karın duvarını geçmiş ama iç organlara ulaşmamış. Kanamanı kontrol altına aldık ve yarayı diktik. Şu an hayati tehliken görünmüyor.” “Geçmiş olsun.” diyen başka bir erkek sesi duyuldu. Çiya, kendisine bakan, yüzüne pansuman yapılmış Diyar ve kendisine keşke ölseydin bakışı atan Cesur ile göz göze geldi. Diyar devam etti: “Sana bir can borcumuz var artık, sağ ol.” Çiya bir şey demeden sadece başını salladı. Diyecek bir laf bulamadı. Diyar anladı onu. “Hadi Dicle. Burada işimiz bitti.” dedi. Cesur’la birlikte perdenin arkasına geçip gözden kayboldular. Dicle de peşlerinden gitmek için hareketlendiğinde Çiya, Dicle’nin bilekliğinden tutarak onu durdurdu. Dicle, bilekliğine takılan Çiya’nın parmaklarına baktı. Hemen elini çekti. “Bırak elimi, geçen günkü gibi yine Cesur görecek, olay çıkaracak.” Çiya kaşlarını çatarak doğrulmak istedi ama dikişleri izin vermedi. “Cesur olay mı çıkardı? Ne dedi sana? Dövdü mü, bir şey mi yaptı?” “Ya sana ne? O benim kardeşim. Ne yapacaksın, beni kardeşimden mi koruyacaksın?” “Sen ister-” “İstemiyorum Çiya. Hiç istemeyeceğim. Hem sizde olduğu gibi biz kadınlarımıza el kaldırmayız.” “Bir kadına el kaldıranın Allah belasını versin.” “Her neyse. Çiya, bana yardım ettin, teşekkür ederim. Ama kaldığımız yerden devam. Bir daha karşıma çıkma.” Çiya ona hülyalı gözlerle ve gülümseyen bir yüzle bakınca Dicle ne olduğunu anlayamadı. “Niye öyle bakıyorsun?” Çiya utanarak başını çevirdi. “Adımı çok güzel söylüyorsun be Dicle.” Dicle onun böyle bir şeyden etkilenmesine şaşırdı. Sonra içinden üzüldü. Neydi ondaki bu kör sevda? Kör bağlılık? Bu fuzuli sevgi? Sonra muhatap kendisi olduğu için sinirlendi. “Yazık sana. Seni asla istemeyecek, sevmeyecek, asla kavuşamayacağın birine sevdalanmışsın. Vazgeç artık bu sevdadan Çiya. Yorulmadın mı? Usanmadın mı? Ben yoruldum. Tüm Şerbeganların dilindesin. Karın var, boyun kadar iki çocuğun var. Onların yüzüne nasıl bakıyorsun? Yapma artık bunu onlara da kendine de. Bırak peşimi.” Arkasını dönüp yürümeye başladığında, köşeyi dönene kadar ardından baktı Çiya. Elinde tuttuğu bilekliğe bakarken gülümsemeye başladı. İnciler dizili bileklik artık Dicle’den bir hatıraydı ona. Geriye uzanıp başını yastığa koyarken, “Çok şükür Allah’ım.” dedi. . . .

Bölümün tamamını WritePad'de oku