18.Bölüm
Yazar: Çiğdem Kılınç

Çiya güneş gözlüklerini takıp Yuşa ile birlikte yürümeye başladı. Arabası olmadığından kuzeniyle kooperatifin bulunduğu çarşının diğer ucuna doğru yürüdü. Yolda birkaç esnaf ona selam verip şikâyetlerini dile getirdi. Çünkü belediye de, valilik de, kaymakamlık da Çiya demekti. Bu yüzden hepsini dinledi. Not aldırdı. Yöredeki herkes bilirdi ki Çiya Şervan istenileni yerine getirir, dediğini de mutlaka unutmaz, yapardı. Esnafın da ahalisinin de gönlünü hoş tutardı. Bu yüzden de Ağa Beg’den bile daha çok sevilirdi. Böyle böyle çarşıyı iki saatte ancak çıktılar. Çiya kooperatifin bulunduğu ofise gitmek için sokağı dönmüştü ki Şeradinlerden Murat’ı gördü. Ayakları anında durdu. Çenesi öfkeyle kasıldı. Onun Dicle’nin yolunu kestiğini, gönül koyduğunu hatırladı. Bir önceki karşılaşmalarında elinden bir yumrukla kurtulmuştu. Lakin Çiya’nın öfkesi dinmemişti. Güzel bir uyarı lazımdı Murat’a. Ardına takılmaya başlayınca yanındaki Yuşa onu durdurmak istedi. “Çiya yapma, daha yeni ikaz aldın ağadan. Bak bu iti biz hallederiz, bırak sen.” “Yav bir şey yapmayacağım Yuşa. Bir uyaralım, milleti rahatsız etmesin.” Yuşa bu defa önünde durdu. “Bize ne Şeroların kızından. Onlar kendi kızlarını korusun, biz işimize bakalım amcaoğlu.” “Tamam sen ofise git, ben geliyorum.” Çiya gözleri Murat’ta yürümeye devam ederken Yuşa elbette onu yalnız bırakmadan peşinden seğirtti. Murat’ı sonra bir grubun yanında arabalara doluşurken gördü. İçine bir kurt düştü ve adımlarını hızlandırdı. Murat’ın bindiği araba hastane caddesine yönelince Çiya’nın aklına tek bir düşünce geldi ve koşmaya başladı. Hastane uzak değildi. İki caddeyi aştıktan sonra nefesi tükenmeye başladı ki hastanenin bahçesinden içeri girdi. Hemen acile yöneldi. İçeri girdi, nefes nefese hasta kayıt bölümündeki bir hemşireyi durdurdu. “Doktor Dicle Şero burada mı?” “Şimdi çıktı.” Çiya arkasında nefes nefese kalmış, ona yeni yetişen Yuşa’yı yeniden geride bırakıp bu defa acilden çıktı. Ne yöne gideceğini bilemedi. Tam eski taş sokağa dönecekti ki Dicle’yi gördü. Arka sokağa hızla saptı. Murat hemen arkasındaydı. Çiya daha da hızlanmaya başladı. Sokağı döndü ve az sonra Dicle’yi Murat’ın karşısında buldu. Kolundan tutmuş, kızı çekiştiriyordu. Çiya hiç düşünmedi. Savurduğu tekme Murat’ın göğsüne denk gelince acı ve şaşkınlık içinde savruldu. O düşerken Çiya Dicle’ye döndü. Yüzünü avuçlamak istedi ama vazgeçti. Dokunamadı. Dicle korkuyla kalakalmıştı. “İyi misin sen?” diye sorunca Dicle hâlâ ne olduğunu anlayamamış, şok içindeydi. “İyiyim, bir şeyim yok.” “Ne istiyor bu it senden?” “Bilmiyorum. Beni bir yere götürmek istedi.” “Saf mısın Dicle? Seni kaçırmaya yeltendi belli ki. Ne diye hâlâ konuşuyorsun? Cesur nerede? Ne diye yalnızsın sen?” “Beni meydanda bekliyor. Asıl sen ne arıyorsun burada?” Çiya’nın nefesleri düzelmişti. “Hastaneye geldim.” “Neyin var?” “Boğazım ağrıyor.” Dicle ona inanmayan gözlerle baktı. Murat yerden kalkıp yine Çiya’yı karşısında bulunca öfkeyle ona baktı. “Sen hâlâ Dicle’nin peşinde dolanıyorsun be şerefsiz?” Çiya sinirle ona döndü. “Ulan seni öldürmem, süründürürüm kabrak.” “Sıkıysa yap lan gevşek. Seni buraya gömerim.” Çiya öfkeyle elini beline götürdü ama silahı yoktu. Silah Yuşa’daydı. “Ah!” Sinirle bir küfür etti. Murat onun ne için sinirlendiğini anlayınca belinden silahını çıkardı. Kendisine doğrultulan silaha baktı Çiya. “Murat yapma sakın.” diyerek Dicle korkuyla öne atılınca Çiya eliyle onu geriye çekti. “Geri dur sen.” Öfkeyle baktı Murat’a. “Beni öldürmezsen eğer sana etek giydirip meydana bırakmazsam şerefsizim.” Murat güldü kibirle. Tetiğe basmadan hemen evvel Çiya ondan önce davranıp silahı elinden aldı ve dirseğiyle çenesine vurdu. Sonra silahı uzak bir köşeye, bir kapının altına attı. Ayağıyla itti silahı ve silah kapının altından içeri girdi. Yerde burnunu tutan Murat’a baktı. “Benden kork Murat.” “Sen kimsin ki korkayım senden? Git karının dizinin dibine otur. Elin kızlarının peşinde dolanma.” “Bak ben sana ne yapacağım Muro.” Murat elinde tuttuğu bıçağı…