ŞEHRİYAR

14.Bölüm

Yazar:

ŞEHRİYAR - Çiğdem Kılınç kitap kapağı
ŞEHRİYAR kitap kapağı

“Ağa Beg ne istedi de gözü dönecek kadar delirdi Rohat?” “Henüz delirmemiş hâli bu Rohat’ın. Belli ki toplantıda geçen koşulu bilmiyor. Yoksa sen ölü olurdun.” “Ne demek bu?” Çiya onun bu saf hâline sinirli bir bakış attı. “Sende ne biçim ağasın. Aşiretinde olan bitenden haberin yok.” “Henüz ağa olamadık malum.” diyerek bağlı hâlinden kurtulmaya çalıştı Diyar. “He doğru dedin. Şuradan kurtulmaya bakalım, yoksa bizimkiler Rohat’ın başına çökecek.” “Keşke çökse de biz de temizinden kurtulsak.” “Deme öyle, dayı oğlundur.” Diyar ona yan bir bakış attı. “Ama yakıştı ha ağzına. Şeroların ağasısın. Şeranlar dayı tarafın. Bir de onlara damat gidersen bizim aşiretten bile daha güçlü olursunuz, Allah korusun.” Çiya keyifle güldü bu defa. Diyar da eşlik etti ona ve: “Allah korusun.” dedi. Aklına gelince gülüşü dondu. “Ve seni bir daha Dicle’nin etrafında görmeyeceğim. Ben Cesur değilim. Rohat’ı sana aratırım.” Çiya onun korkusuzca duran gözlerine baktı. Ciddiydi. Belli ki yapardı ama bu fuzuli gerçekliğe kibirlendi. “Ne yapacaksın küçük ağa? Senin iki katın büyüklüğündeki bir aşirete kafa tutacaksın? Sizi haritadan silmemiz için seni öldürsek yeter, biliyorsun. Bu da hiç de zor değil ha. Bak, Rohat daha geleli üç gün olmuş, kaldırmış seni konağından. Sence memleketi yöneten biz ne yaparız?” “Sen beni tehdit mi ediyorsun?” “Yapabileceklerimizi söylüyorum, nasıl istiyorsan öyle anla. Rohat gibi sonunu düşünmeden hareket edersen diye aklında bulunsun.” Diyar yarım bir gülüşle karşılık verdi Çiya’ya. Yüzünü diğer tarafa çevirince, Çiya’nın söylediklerinde haklı olduğuna karar verdiği için sessiz kalmayı seçti. Bugün öğrendiği üç gerçek zaten yeterince fazlaydı. Birincisi, Çiya Alaaddin Şervan’ın üvey oğluydu ve başka oğlu yoktu. Büyük oğlunu öldürmüşlerdi. Bu da eğer Çiya’ya bir şey olursa ağalığın tehlikeye gireceği demekti. İkincisi, Çiya evli olduğu hâlde Dicle’nin peşindeydi. Üçüncüsü, Rohat Zülüf ile evlenmek istiyordu ama belli ki evlenemiyordu. Ve sonuncusu ise kendisine bahsedilmeyen toplantı gündeminde ciddi bir koşul sunulmuştu. Şehri, “Sonra konuşuruz.” diyerek geçiştirmişti ama belli ki hemen öğrenmesi gerekiyordu ve toplantı cuma günüydü. Bir an önce buradan kurtulması gerekiyordu. Diyar pes etmişken Çiya hâlâ çırpınmaya devam ediyordu. Bir yarım saat geçtikten sonra kapıda dikilen adam bir sebepten dışarı çıktı. Çiya fırsattan istifade yeniden hareketlendi ve bileğini oturduğu sandalyeye sürtmeye başladı. Diyar onun boşa kürek çektiğini düşünerek o tarafa bakmadı bile. Ama az sonra bir hareketlilik oldu ve Çiya ellerindeki ipi söküp ayaklarına uzandı. Diyar onun kurtulduğunu görünce şaşırdı. Çiya ayağa kalktı beklemeden ama Diyar hemen onu durdurdu. “Bekle, beni çözmeyecek misin? Şu an seninle aynı taraftayız.” Çiya bir kapıya, bir de Diyar’a baktı. Hemen çıkmazsa yakalanırdı, gitmeliydi. Lakin Dicle düştü düşüncelerine. Onun sevdiklerini Çiya da severdi. Onun kendisine bakan yüzüne kıyamadı. Bu yüzden hemen uzanıp Diyar’ı çözmeye başladı. İkisi de ayaklanınca Çiya kapıya doğru yürüdü. Bir müddet karşıyı dinledi. Kapıdan ses gelince Diyar’ı eliyle durdurdu, susması için işaret verdi. Geri çekildi, kapının ardına gizlenerek. Yanında bulunan ağır bir kütüğü eline aldı. Kapı açılıp adam boş sandalyeyi görünce tepki veremeden kütüğü adamın kafasına geçirdi. Adam tek vuruşta yere yığıldı. Çiya elindeki kütüğü attı, Diyar’a bakıp ellerini silkeledi ve çıkmak için arkasını döndü ki Rohat’ı karşısında buldu. Agit ve Musa ellerindeki silahı ona doğrultmuşlardı. Çiya bir küfür etti. “Hasmını iyi tanımak lazım Çiya.” diyen Rohat’a da içinden bir küfür etti. “Merhametim kurusun. Çekip gitsem daha iyiydi. Ne diye kurtardım ki seni?” Diyar ona yan bir bakış attı. “Pencereden atlasaydın yakalanmazdın.” “Yeter bu kadar film. Hadi geçin.” . . .

Bölümün tamamını WritePad'de oku