13.Bölüm
Yazar: Çiğdem Kılınç

Çiya kendine geldiğinde ilk olarak bir hissizliğe düştü. Başındaki ağırlık onu sersemletmişti. Ensesinde bir ağrı hissetti. Düşünme yetisini kazanması birkaç saniyesini aldı. Görüş alanı netleşince bakışlarını etrafta gezdirdi, sonra bağlı olduğunu gördü, rahatsızca kımıldandı. “Kimsiniz lan siz?” diye bağırdı karşısındaki iki adama. “Niye kaçırdınız beni?” Yeniden etrafa bakındı. Mekân tanıdık değildi. Aklında anında birkaç isim dolaştı, husumetli olduğu aşiretleri sıraladı. İçlerinden biri kaçırmıştı onu belli ki. Ama kaçırmazlardı ki, onlar direkt sıkarlardı kafasına. Şu an ya mezarda ya da hastanede olmalıydı o vakit. “Kimsiniz dedim lan. Git, kime itlik ediyorsan çağır buraya hemen.” İki adam aralarında bakıştılar. Çiya sinirle yeniden söylendi: “Lan siz canınıza mı susadınız? Benim kim olduğumu biliyor musunuz? “Ne çok ses ettin?” diyerek açık kapıdan içeri giren adamı görünce kaşları çatıldı yeniden. “Rohat? Sen kaçırdın beni? Oğlum, aklında zorun vardır.” Rohat az ötesinde durdu ona bakarak. “Akıllı uslu ol. Merak etme, çok kalmazsın burada. Yani inşallah.” “Delirdin? Babamla pazarlık edeceksin benim üzerime?” “Aslında baban bir seçim yapacak. Ya besleyip büyüttüğü üvey oğlunu seçecek ya da ölüp bittiği, dağılmasın diye tüm aşiretleri hizaya çektiği Şeroları.” Çiya bir an şok yaşadı, yutkundu. Sırrını Rohat’tan duymak onu afallattı. Ne diyeceğini bilemedi ilk olarak. Kendisinin üvey evlat olduğunu kimsenin bilmediğini düşünerek çok saf davranmıştı. Demek herkes farkındaydı koskoca Ağa Beg’in halefinin öz oğlu olmadığının? Endişelendi. Bu mesele ile üzerine gelecek insan çok demekti babası için. Sinirle kımıldamadı. “Hata yapıyorsun Rohat. Bak, bırak gideyim, yoksa babamı durduramazsın.” “Duracak Çiya. Yeter istediğiniz gibi at koşturduğunuz memlekette. Birinin size dur demesi gerekiyor. Baban bizden kan akıttı, kim için?” Parmağını sinirle yanında duran, eli kolu bağlı diğer adamı gösterdi. Yüzü yara içindeydi, belli ki getirilirken hırpalanmıştı. Çiya onun kim olduğunu bilmiyordu. Hatta görünce şaşırdı çünkü varlığını yeni fark etmişti. Rohat’ın sesi ile yeniden ona döndü: “Bizi bu ödlek adama tercih etti, öyle değil? Ne için? Büyük aşkı için!” Çiya yeniden sinirle kımıldamadı. Babasının mahrem konularının böyle konuşulmasından rahatsız oldu. “Ağzından çıkanı kulağın duysun Rohat. Babam bunu yanına bırakmaz. Öyle hesap soracağın adamlar mıdır Şervanlar? Hem bu kim?” “Doğru, sen tanımıyorsun. Bu adam yirmi senedir bizden saklanan Diyar Şero.” Çiya birden dönüp Diyar’a baktı. Yüzü kırmızılıktan belli olmuyordu. Eğilip biraz daha baktı ki beriki yavaşça başını kaldırdı. Yorgun bir şekilde güldü. Yaralı gibiydi. Ama dudağındaki patlak canını yakınca yüzünü buruşturdu. “Adam yaralıdır. Rohat bak, bu ettiğin savaş çıkartır. Akıllı ol.” Diyar ağzındaki kanı tükürdü. Çatallaşmış bir sesle konuştu. “Şeranları misafirperver sanırdık. Böyle mi hoş geldin diyorsun dayıoğlu?” Rohat sinirle ona doğru yürüdü ki Agit tuttu. “Dayıoğlu diyen ağzını mermi doldururum senin. Soysuz. “Soyum sensin ya, deme öyle.” “S… lan.” “Hadi bırak da bizi gidelim. Güldük, eğlendik, yeter.” Rohat yeniden ona doğru yürüyünce Çiya araya girdi. “Diyar haklı Rohat. Bak, sen akıllı adamsın. Bu yaptığının kimseye hayrı dokunmaz, bırak bizi gidelim.” “Hayır mı Çiya? Tanımaz etmezsin bu şerefsizi, merhamet edesin mi geldi? Senin iyice aşktan başın bulandı ha. Dicle için tüm Şerolara mı kucak açacaksın? Cesur üzerine kurşun yağdırmadı mı? Senin kıymetli atını öldürmedi mi? Geçen arabanı yakmadı mı? Babanın yüzünü daha ne kadar kara çıkartacaksın? Yeter. Uslan.” “Sen Celo Ağa’nın yüzünü ağarttın da ne oldu? Zülüf ile mi evlendin? Yoksa boş itler gibi kapısında mı yatıyorsun?” Rohat yumruğunu Çiya’ya geçirdi. “İtlik, evli adamın bekâr bir kızın peşinde gezmesidir, bilirsin!” Geriye dönüp çıkmadan önce Çiya’ya baktı. “Baban bir seçim yapacak Çiya. İnşallah beklediğimiz gibi seni seçer ya da Hatun Ağa’nın yeğenini. Eğer ikincisini seçerse bir gün içinde ölmüş olurs…